Bölüm
1: İmanın İlk Adımı – Teslimiyet
Hayatımın
bir kavşağında durmuş, kendime soruyordum: “Ben kimim, nereden geldim ve nereye
gidiyorum?” Gençlik günlerim geride kalmış, önümde belirsiz bir yol uzanıyordu.
Kalbim, cevabını aradığım sorularla çırpınıyordu. Yıllar boyunca nice
fırtınalar yaşamış, nice dalgalarda sarsılmıştım, ama bu kadar heyecanlandığımı
hiç hatırlamıyordum. Tam o anda, sanki göklerden bir ses yankılandı: “Yaratan
Rabb’inin adıyla oku!” Bu bir emirdi; ama sıradan bir emir değil, kâinatın tek
sahibi, her nefesi var eden Allah’tan gelen bir çağrıydı.
O
gün, Alak Suresi’nin ilk beş ayetiyle tanıştım. Kadir Gecesi’nde Efendimiz’e
(s.a.v.) Cebrail (a.s.) aracılığıyla inen o kutlu vahiy, ruhumda bir bahar dalı
gibi çiçek açtı. “Oku!” diyordu Allah, “Yaratan Rabb’inin adıyla oku!” İlk defa
kiminle muhatap olduğumu anlamıştım. Büyük buluşma gerçekleşmişti; Allah’ın
sözü, Kur’an-ı Kerim, bana sesleniyordu. “Ama nasıl olurdu?” diye geçirdim
içimden. 25 yıllık bir hayatı geride bırakmıştım, ama sanki o ana kadar
gerçekten yaşamamıştım. “Hidayet bu mu?” diye sordum kendime. Yıllarca özlemle
beklediğim o an, içimde duygu yüklü bir gemiyi huzur limanına demirlemişti.
Okudum.
Anladım. Ve ilk defa hissettim. Kur’an’ın her harfi anlamla doluydu; ne
Rabb’imin kelâmında ne de kâinat kitabında boş bir iz vardı. Dilim “Allah”
derken, kalbim tasdik ediyordu. Zihnimde bir düşünce belirdi: “İman etmek bu
olsa gerek.” Teslimiyet, bu yolculuğun ilk adımıydı. Allah’a teslim olmak,
O’nun emirlerine boyun eğmek, O’nun takdirine razı olmaktı. O anda, 25 yıllık
bir hayatın yükünü omuzlarımdan attım. Sanki bir uçurumun kenarından
kurtarılmış, karanlık bulutlar dağılmıştı. Teslimiyet, sadece bir başlangıç
değil, aynı zamanda bir yaşam biçimiydi.
O
günden sonra, her nefeste Allah’ın varlığını hissettim. “Sensin Allah. Her
yerde Sen varsın.” Kur’an’ı elime aldığımda, her ayet bana bir hediye gibi
geliyordu. “Ancak sana kulluk eder ve ancak senden yardım dileriz,” diyordu
Fatiha Suresi. Bu ayet, kalbime bir ok gibi saplandı. İman, sadece inanmak
değil, Allah’a kul olmaktı.
Teslimiyetin
huzurunu keşfettikçe, hayatım değişti. Bir gece, yalnız başıma otururken,
Kur’an’ı elime aldım. “Yaratan Rabb’inin adıyla oku!” ayeti, sanki bana
sesleniyordu. Gözlerim doldu, kalbim titredi. O an, Allah’a teslim olmanın ne
kadar huzur verdiğini hissettim. “Bana verdiğin nimetlere
şükredemiyorum, affet beni. Ben Sensiz yok olurum.” Allah’a sığınmak, O’na
dayanmak, O’ndan başka hiçbir ilaha boyun eğmemek… İşte iman buydu.
Teslimiyet,
bir mücadeleyle geldi. Hayatın dalgaları beni yorduğunda, Kur’an’a sarıldım.
“Allah sabredenlerle beraberdir,” diyordu Bakara Suresi. Bu ayet, bana bir
kalkan oldu. Teslimiyet, sabırla yoğruluyordu. Her zorlukta, her imtihanda,
Allah’a teslim oldukça içimdeki huzur büyüdü. “İman, bir antivirüstür. Şeytan
virüsüne karşı bizi korur.” Teslimiyet, bu antivirüsün en güçlü silahıydı.
O
ilk günlerden sonra, iman yolculuğum bir patikaya dönüştü. Allah’a kul olmak,
O’nun adıyla yaşamak, O’nun lütfuyla rızıklanmak… Bu, büyük bir nimetti, ama
aynı zamanda bir sorumluluktu. İnsan, yaratılmışların en şereflisiydi; bu
şeref, omuzlarımda bir emanet gibi duruyordu. Her fikir, her düşünce,
Rabb’imizden bir hediyeydi. Bu emaneti taşımak, imanımın bir gereğiydi.
Teslimiyet,
beni Efendimiz’e (s.a.v.) de yaklaştırdı. O’nun hayatını okudukça, O’nun
Allah’a olan teslimiyetini gördüm. Mirac gecesi, göklere yükseldiğinde, Allah
ona teselli vermiş, bize de hediyeler getirmişti.“Aşk dolu bir kalp buldurur
Mevla’yı.” Efendimiz’in (s.a.v.) sevgisi, teslimiyetimi pekiştirdi. “Salat
sana, selam sana ya Rasulullah,” diye dua ettim. O’nun ümmeti olmak,
teslimiyetimin en güzel meyvesiydi.
Bu
yolculukta, Kur’an hep yanımdaydı, yani Yoldaşım oldu. “Can arkadaşım,
dertlerime derman, gönlüme ferman sırdaşım,” diye seslendim ona. O’nu bana
yoldaş eyleyen Rabb’ime sonsuz hamdü senalar olsun. Teslimiyet, imanımın ilk
adımıydı; ama bu adım, beni sonsuz bir sevgi yoluna taşıdı.
Örnek
Ayet:- “Ancak
sana kulluk eder ve ancak senden yardım dileriz.” (Fatiha Suresi, 1:5)
- “Allah
sabredenlerle beraberdir.” (Bakara Suresi, 2:153)
Örnek
Hadis:- “İman
etmedikçe cennete giremezsiniz, birbirinizi sevmedikçe de iman etmiş
olamazsınız.” (Müslim)
Pratik
Öneriler:- Her gün
Fatiha Suresi’ni okuyarak, Allah’a teslimiyetinizi yenileyin.
- Zor
anlarda “Hasbiyallah” (Allah bana yeter) diyerek tevekkül edin.
- Namazlarınızı
huşu içinde kılmaya özen gösterin; bu, teslimiyetinizi güçlendirir.
Düşündürücü
Sorular:- Teslimiyet,
hayatınıza nasıl bir huzur getirdi?
- Allah’a
teslim olmak, sizi hangi yüklerden kurtardı?
Bölüm
2: Marifetullah - Allah’ı Tanımak
Allah’ı
tanımak, iman yolculuğumun ikinci adımıydı. Teslimiyetle başlayan bu yol, beni
bir tefekkür deryasına götürdü. Marifetullah, Allah’ın isimlerini ve
sıfatlarını idrak etmek, kainatı bir kitap gibi okuyarak her satırda O’nu
bulmaktı. Bu, sadece bir bilgi değil, bir kalp işiydi; çünkü Allah’ı tanımak,
O’na olan sevgiyi doğurur. “Her şey Senin mülkündedir, elimdekilerin sahibi
Sensin.” O gün, Allah’ı tanımanın, her nefeste O’nu hissetmek olduğunu
anlamıştım.
Bir
akşam, pencereden dışarı bakarken gökyüzüne gözlerim takıldı. Yıldızların
dizilişindeki düzen, bulutların sakin dansı, güneşin batarken bıraktığı o kızıl
iz… Hepsi, Allah’ın kudretinin birer işaretiydi. Kur’an, bana sesleniyordu:
“Göklerin ve yerin yaratılışında, gece ile gündüzün birbiri ardınca gelişinde
aklıselim sahipleri için elbette ibretler vardır.” Bu ayet, kalbime bir ok gibi
saplanmıştı. Kainat, Allah’ın açık bir kitabıydı ve ben, o kitabı okumaya yeni
başlamıştım. Her bir yaprak, her bir damla, her bir rüzgâr, “Allah’ı tanı!”
diye fısıldıyordu.
Tefekkür,
bu yolculuğun anahtarıydı. Bir gün, sessiz bir köşede otururken, ilham geldi:
“Hayatın bir dakikası ne kadar kıymetli.” Bu düşünce, beni sarsmıştı.
Hayatın her anı, Allah’ı tanımak için bir fırsattı. Bir dakikada bile O’na
yaklaşmak mümkündü. Marifetullah, bu bilinçle yaşamak, her anı O’nunla
doldurmaktı.
Allah’ı
tanımak, O’nun isimlerini bilmekle başladı. Bir sabah, Esma-ül Hüsna’yı elime
aldım. “Er-Rahman” dedim, O’nun rahmetini hissettim. “El-Adl” dedim, adaletinin
gölgesinde huzur buldum. “El-Hâlık” dedim, kainattaki her varlığın O’nun eseri
olduğunu gördüm. “Senin mülkündedir sevdiğim her şey.
Perişanlığına üzüldüğüm sevdiklerim Senin rahmetine dönmektedir.” Her isim,
Allah’ı biraz daha tanımama vesile oluyordu. O’nu tanıdıkça, kalbimdeki
hayranlık büyüdü. Marifetullah, bu hayranlığın adıydı.
Bu
yolculukta, Aziz Yoldaşım Kur’an hep yanımdaydı. Bir gün, Âl-i İmran Suresi’ni
okurken, Efendimiz’in (s.a.v.) bir gece namazda ağlayarak secdeye kapandığını
öğrendim. “Bu ayeti okuyup da üzerinde düşünmeyenlere yazıklar olsun,” demişti.
O an, tefekkürün ne kadar kıymetli olduğunu anladım. Kur’an, beni kainatı
okumaya, Allah’ı tanımaya çağırıyordu. Gökyüzüne bakarken, “Bu düzeni kim
yarattı?” diye sordum kendime. Toprağa dokunurken, “Bu hayatı kim verdi?” diye
düşündüm. Her cevap, beni Allah’a götürüyordu.
Marifetullah,
sadece görmek değil, hissetmekti. Bir bahar günü, çiçeklerin açışını izlerken,
içimde bir sevinç dalgası yayıldı. “Allah’ım, ne güzel yaratıyorsun,” diye
mırıldandım. “Gözümle baktığım her yerde Seni görüyorum Allah’ım. Aldığım her
nefeste Seni hissediyorum.” Tefekkür, beni Allah’ın sanatına hayran
bırakıyordu. Her bir zerre, O’nun varlığını anlatıyordu. Marifetullah, bu
hayranlıkla dolup taşmaktı.
Allah’ı
tanımak, sorumluluk da getiriyordu. İnsan, yaratılmışların en şereflisiydi; bu
şeref, omuzlarımda bir emanet gibi duruyordu. İlham geldiğinde şu gerçek
belirdi: “Her bir fikir ve düşüncenin Rabb’imizden bizlere bir emanet olduğunu
anlıyordum.” Allah’ı tanımak, bu emaneti taşımak demekti. O’nu tanıdıkça, O’nun
rızasını kazanmanın peşine düştüm. Namazlarımda, dualarımda, her adımımda O’nu
aradım. Marifetullah, bu arayışın adıydı.
Bu
yolculukta, Efendimiz (s.a.v.) bana rehber oldu. O’nun hayatını okudukça,
Allah’ı tanımanın en güzel örneğini gördüm. Mirac gecesi, göklere
yükseldiğinde, Allah’la buluşmuştu. O’nun sevgisi, tefekkürü, teslimiyeti…
Hepsi, bana yol gösteriyordu. “Çölde açan bir güldü o. Rengi solmaz, kokusu
tükenmez bir gül.” Efendimiz’in (s.a.v.) izinde yürümek, Allah’ı tanımamı
kolaylaştırdı. “Selam sana ya Rasulullah,” diye dua ettim. O’nun ümmeti olmak,
Marifetullah’ımın bir nişanesiydi.
Allah’ı
tanıdıkça, sevgim büyüdü. Marifetullah, Muhabbetullah’a açılan bir kapıydı. Her
tefekkür, her dua, beni O’na biraz daha yaklaştırıyordu. Aziz Yoldaşım Kur’an,
bu yolda en büyük rehberim oldu. “Kur’an’a baktıkça, Allah’ı tanıyor, Allah’ı
tanıdıkça daha çok seviyorum.” Bu, sonsuz bir yolculuğun başlangıcıydı.
Örnek
Ayetler:- “Göklerin
ve yerin yaratılışında, gece ile gündüzün birbiri ardınca gelişinde
aklıselim sahipleri için elbette ibretler vardır.” (Âl-i İmran Suresi,
3:190)
- “O, her
şeyi yaratandır ve her şeyi hakkıyla bilendir.” (En’âm Suresi, 6:101)
Örnek
Hadis:- “Tefekkür,
ibadetin yarısıdır.” (İbn Hibban)
Pratik
Öneriler:- Her gün
bir ayet seçin ve üzerinde tefekkür edin. “Bu ayet bana ne anlatıyor?”
diye sorun.
- Kainata
bakın; bir çiçeğe, bir kuşa, bir buluta… Allah’ın sanatını görün.
- Günde beş
dakika sessizce oturun ve Allah’ın isimlerini zikrederek O’nu düşünün.
Düşündürücü
Sorular:- Kainatta
Allah’ı tanıdığınızı hissettiğiniz bir anı hatırlıyor musunuz?
- Tefekkür,
hayatınıza neler kattı?
Bölüm
3: Muhabbetullah - Allah’a Olan Sevgi
Allah’a
olan sevgi, kalbimde bir bahar gibi açtı. Bu sevgi, bir anda değil, yavaş
yavaş, her Kur’an ayetiyle, her dua ile büyüdü. Teslimiyetle başlayan, Allah’ı
tanımakla derinleşen bu yolculuk, beni O’na olan sevgiye taşıdı. “Seven
inancıyla yaşar, inandıklarına bağlı kalır, güvenir, yaratılış gayesini sever.”
O gün, Allah’a olan sevgimin sadece bir duygu değil, bir yaşam biçimi olduğunu
fark ettim. Muhabbetullah, işte bu sevginin adıydı.
Bu
sevgi, Aziz Yoldaşım Kur’an’la tanıştığım o ilk gecede filizlenmişti. Alak
Suresi’nin ilk ayetlerini okurken, kalbimde bir sıcaklık hissettim. “Yaratan
Rabb’inin adıyla oku!” emri, sanki bana özel bir davet gibiydi. O günden sonra,
her namazda, her zikirde, her şükürde bu sevgi daha da derinleşti. Bir gün,
namaz kılarken, içimden “Allah’ım, Seni seviyorum,” diye mırıldandım. O an,
kalbimde bir huzur dalgası yayıldı. Kur’an’ın her kelimesi, bana Allah’ı
sevmenin ne kadar kıymetli olduğunu fısıldıyordu. “De ki: Eğer Allah’ı
seviyorsanız bana uyun ki, Allah da sizi sevsin,” diyordu Âl-i İmran Suresi. Bu
ayet, sevgimin bir rehberi oldu.
Muhabbetullah,
sadece Allah’ı sevmekle sınırlı değildi; O’nun sevgisine layık olmaya
çalışmaktı. “Sevdiklerini Allah için sever. Sevgisi büyüdükçe, sabrı da büyür,
emek verir, yine sabr eder.” Allah için sevmek, sevdiklerim için dua etmek,
onların yolunda çabalamak… Bu sevgi, bir mücadeleyle yoğruluyordu. Hayatın
zorlukları beni yorduğunda, Aziz Yoldaşım Kur’an’a sarıldım. “Allah,
sabredenleri sever,” diyordu Âl-i İmran Suresi. Bu sevgi, sabırla büyüyor,
fedakârlıkla pekişiyordu.
Bir
sabah, güneş doğarken pencereden dışarı baktım. Gökyüzünün mavisi, bulutların
sakinliği, kuşların neşeli cıvıltısı… Hepsi, Allah’ın bana bir hediyesiydi.
“Allah’ım, ne güzel yaratıyorsun,” diye mırıldandım. “Aldığım
her nefeste Seni hissediyorum. Bana verdiğin nimetlere şükredemiyorum, affet
beni.” Allah’ı sevmek, O’nun nimetlerini fark etmek, her an O’nu anmaktı.
Muhabbetullah, bu şükürle dolup taşmaktı.
Allah’a
olan sevgim, Efendimiz’e (s.a.v.) olan sevgimle büyüdü. O’nu düşündükçe, kalbim
bir gül bahçesi gibi açılıyordu. “Çölde açan bir güldü o. Rengi solmaz, kokusu
tükenmez bir gül.” Efendimiz’in (s.a.v.) Allah’a olan sevgisi, bana yol
gösteriyordu. Mirac gecesi, göklere yükseldiğinde, Allah’la buluşmuştu. O’nun
sevgisi, teslimiyeti, sabrı… Hepsi, Muhabbetullah’ımın bir aynasıydı. “Kişi
sevdiğiyle beraberdir,” demişti Efendimiz (s.a.v.). Bu hadis, kalbime bir müjde
gibi yerleşti. Allah’ı sevmek, O’nun sevgili kuluna uymak demekti. “Selam sana
ya Rasulullah,” diye dua ettim. O’nun ümmeti olmak, sevgimin en güzel meyvesiydi.
Muhabbetullah,
hayatıma bir anlam kattı. İlham geldiğinde şu gerçek belirdi: “Sevgisi için
yaşamak ve sevgisi için ölmek.” Bu sevgi, beni bir mücadele yoluna yöneltti.
Allah için sevdiklerime sarıldım, onların dertlerine derman olmaya çalıştım.
“Seven sevdiğini yarı yolda bırakmaz,” diye düşünmüştüm bir gün. Bu sevgi,
elinden tutmak, beraber yürümek, düşerse kaldırmaktı. Allah’a duyduğum sevgi,
sevdiklerime olan sevgimi de şekillendirdi. Onları Allah için sevmek, bu
yolculuğun bir parçasıydı.
Bu
sevgi, beni tefekküre de taşıdı. Bir gün, sessiz bir köşede otururken, “Allah’ı
neden seviyorum?” diye sordum kendime. Cevap, kalbimden yükseldi: “Çünkü O,
beni yarattı. Çünkü O, bana hayat verdi. Çünkü O, her an yanımda.” Kur’an, bu
sevgiyi pekiştiriyordu: “Allah, kendisine karşı gelmekten sakınanları sever.”
Bu ayet, beni O’nun rızasına koşturdu. Muhabbetullah, bu koşunun adıydı.
Allah’a
olan sevgi, dualarımla büyüdü. Bir gece, ellerimi açıp yalvardım: “Ya Rabbi,
beni Sana layık bir kul eyle. Seni sevmekten, Senin yolunda yürümekten ayırma.”
“Allah’a teslim olan, O’nun sevgisine mazhar olur.” Her “Amin,” O’na biraz daha
yaklaştırıyordu. Muhabbetullah, bu yakınlığın adıydı.
Sevgi,
bir imtihanla da geliyordu. “Sevgisi
büyüdükçe mücadelesi de imtihanı da zorlaşır, buna da sabr eder.” Hayatın
dalgaları beni yorduğunda, Allah’a sığındım. “Allah bana yeter,” dedim. Bu
sevgi, beni ayakta tuttu. Her zorlukta, her imtihanda, O’nu sevmek bana güç
verdi. Muhabbetullah, bu gücün adıydı.
Allah’ı
sevmek, sonsuz bir yolculuğa çıkmaktı. “Ümidini yitirmeden hayallerine sarılır,
mutlaka o günün geleceğini bilir.” Allah’ı sevmek, O’nun rahmetine kavuşacağım
günü özlemle beklemekti. Aziz Yoldaşım Kur’an, bu yolda en büyük rehberim oldu.
“Allah’ı sevdikçe daha çok şükür ediyoruz,” demiştim bir an. Bu sevgi, beni
O’na taşıyordu. Marifetullah’tan Muhabbetullah’a uzanan bu yol, sonsuzluğa bir
selamdı.
Örnek
Ayetler:- “De ki:
Eğer Allah’ı seviyorsanız bana uyun ki, Allah da sizi sevsin ve
günahlarınızı bağışlasın.” (Âl-i İmran Suresi, 3:31)
- “Allah,
sabredenleri sever.” (Âl-i İmran Suresi, 3:146)
- “Allah,
kendisine karşı gelmekten sakınanları sever.” (Âl-i İmran Suresi, 3:76)
Örnek
Hadis:- “Kişi
sevdiğiyle beraberdir.” (Buhari, Müslim)
Pratik
Öneriler:- Her gün
bir Esma-ül Hüsna’yı zikredin ve o ismin anlamını tefekkür edin; Allah’a
olan sevginiz büyüyecek.
- Namazlarınızı
huşu içinde kılmaya özen gösterin; bu, Allah’a sevginizi ifade etmenin en
güzel yoludur.
- Sevdiklerinize
Allah için dua edin; bu, sevginizi O’nun rızasına taşıyacaktır.
Düşündürücü
Sorular:- Allah’a
olan sevginizi ilk ne zaman hissettiniz?
- Bu sevgi,
hayatınızda hangi imtihanları aşmanıza yardımcı oldu?
Bölüm
4: Kur’an’ın Işığında Hayat
Kur’an,
hayatımın pusulası oldu. Aziz Yoldaşım, can arkadaşım, dertlerime derman,
gönlüme ferman sırdaşım… O’nu elime aldığım ilk günden beri, sadece bir kitap
değil, bana yol gösteren bir rehber olduğunu hissettim. “Kur’an-ı Kerim’i güzelce anlamak, zihnine nakşetmek,
hayatına yansıtmak ve başkalarına tebliğ etmek…” Bu, benim için bir hedef
değil, bir yaşam biçimiydi. Kur’an, her ayetiyle bana bir kapı açıyor, her
sûresiyle beni Allah’a yaklaştırıyordu.
Bu
yolculuk, “Yaratan Rabb’inin adıyla oku!” emriyle başlamıştı. O ilk gün, Alak
Suresi’nin ayetlerini okurken, kalbimde bir ışık yanmıştı. Ama asıl mucize,
Kur’an’ı hayatıma yansıtmaya başladığımda ortaya çıktı. Bu, bana her anın kıymetini öğretti. Hayatın
telaşı içinde kaybolurken, Kur’an bana durup nefes almayı, her anı Allah’la
doldurmayı gösterdi. “Bu Kur’an, insanları en doğru yola iletir,” diyordu İsra
Suresi. Bu ayet, hayatımın her köşesine bir pusula gibi yerleşti.
Kur’an’ı
okumak, sadece kelimeleri takip etmek değildi; anlamak ve yaşamaktı. Bir sabah,
namazdan sonra Fatiha Suresi’ni tekrar okudum. “Ancak sana kulluk eder ve ancak
senden yardım dileriz,” diyordu. Bu ayet, bana günlük hayatımda neyi öncelemem
gerektiğini hatırlattı. İşlerim karıştığında, kalbim sıkıştığında, “Allah’tan
başka kimim var?” diye sordum kendime. “Allah’ım, Seni hissediyorum her
nefeste. Bana verdiğin nimetlere şükredemiyorum, affet beni.” Kur’an, bana
şükrü öğretti; her anı bir nimet olarak görmeyi gösterdi.
Hayatın
imtihanları beni yorduğunda, Aziz Yoldaşım yanımdaydı. Bir gün, zor bir kararın
eşiğindeyken, Bakara Suresi’ne sığındım: “Allah, kimseye gücünün yettiğinden
fazlasını yüklemez.” Bu ayet, kalbime bir serinlik verdi. O an, ilham geldi:
“İman, bir antivirüstür. Şeytan virüsüne karşı bizi korur.” Kur’an, hayatımın
her anında bana bir kalkan oluyordu. Zorluklarda sabrı, bollukta şükrü, her
durumda teslimiyeti öğretiyordu. Hayat, Kur’an’ın ışığında anlam buluyordu.
Kur’an,
bana tefekkürü de kazandırdı. “Hayattan bir dakika ne kadar kıymetli, ne kadar
mana dolu…” diye düşündüğüm bir akşam, sessizce oturdum. “Bir dakikada ne
yapabilirim?” diye sorduğumda, ufkum açıldı… Bu basit hesap, bana hayatın her anını Allah’la geçirmenin
mümkün olduğunu gösterdi. Kur’an, tefekkürü bir ibadet haline getiriyordu.
“Göklerin ve yerin yaratılışında ibretler vardır,” diyordu Âl-i İmran Suresi.
Bu ayet, beni kainata bakmaya, her zerrede Allah’ı görmeye davet ediyordu.
Hayatımı
Kur’an’la yaşamak, dualarla doluyordu. Bir gece, ellerimi açıp yalvardım: “Ya
Rabbi, beni Sana layık bir kul eyle. Kur’an’ı hayatıma rehber kıl.” “Ramazan’da
dualarla kucaklaşmak, dualarla yatıp kalkmak…” Kur’an, bana dua etmeyi öğretti.
Her ayet, bir dua gibiydi; her sûre, Allah’la bir sohbetti. “Rabbi’zidnî ilmen”
(Rabbim, ilmimi artır) duasını okudukça, Kur’an’ı daha çok anlamak için bir
arzu büyüdü içimde. Hayat, Kur’an’ın ışığında bir dua bahçesine dönüştü.
Kur’an,
bana Efendimiz’i (s.a.v.) da sevdirdi. O’nun hayatını okudukça, Kur’an’ın canlı
bir yansımasını gördüm. İlham geldiğinde şu gerçek belirdi: “Çölde açan bir
güldü o. Aşkı ve acıyı ondan öğrendik.” Efendimiz’in (s.a.v.) Kur’an’la
şekillenen hayatı, bana rehber oldu. Mirac gecesi, Allah’la buluştuğunda, bize
namazı hediye getirmişti. Namazlarımda, “Allah’ım, beni Efendimiz’in yolundan
ayırma,” diye dua ettim. Kur’an, O’nun izinde yaşamayı öğretiyordu. “Selam sana
ya Rasulullah,” dedim her secdede. Hayatım, Kur’an’ın ışığında O’nunla anlam
buluyordu.
Kur’an,
bana sorumluluk da verdi. Yaratılmışların en şereflisi olma sebebiyle, nasıl
bir sorumluluğumuz olduğunu her defasında hatırlıyordum.” Kur’an’ı hayatıma
yansıtmak, sadece kendim için değil, başkaları için de bir şeyler yapmaktı. “İyilikleri emredeceğiz, kötülükten
uzak tutacağız.” Kur’an, bana bu görevi vermişti. Hayat, Kur’an’ın ışığında bir
emanet oldu; bu emaneti taşımak, imanımın bir gereğiydi.
Kur’an’la
yaşamak, sabırla, şükürle, sevgiyle dolmaktı. Bir gün, zor bir anımda, “Allah
bana yeter,” dedim. İlham geldi: “Allah’a teslim olan, O’nun sevgisine mazhar
olur.” Kur’an, her imtihanda bana yol gösterdi. “Her zorlukla beraber bir
kolaylık vardır,” diyordu İnşirah Suresi. Bu ayet, hayatımın her anında bir
teselliydi. Kur’an, beni karanlıktan aydınlığa çıkaran bir nurdu.
Hayatımı
Kur’an’la yaşamak, bir tefekkür, bir dua, bir sevgi yolculuğuydu. Aziz
Yoldaşım, her an yanımdaydı. “Kur’an’a baktıkça, Allah’ı tanıyor, Allah’ı
tanıdıkça daha çok seviyorum.” Bu, Marifetullah’tan Muhabbetullah’a uzanan
yolun bir parçasıydı. Kur’an’ın ışığında hayat, sonsuz bir şükürle doluyordu.
Örnek
Ayetler:- “Bu
Kur’an, insanları en doğru yola iletir.” (İsra Suresi, 17:9)
- “Allah,
kimseye gücünün yettiğinden fazlasını yüklemez.” (Bakara Suresi, 2:286)
- “Her
zorlukla beraber bir kolaylık vardır.” (İnşirah Suresi, 94:6)
Örnek
Hadis:- “Kur’an
okuyun, çünkü o, kıyamet gününde size şefaatçi olacaktır.” (Müslim)
Pratik
Öneriler:- Her gün
bir sayfa Kur’an okuyun ve anlamını düşünün; hayatınızı nasıl
şekillendirdiğini fark edin.
- Namazlarınızı
Kur’an’la zenginleştirin; her rekâtta bir ayet tefekkür edin.
- Gün
içinde “Hasbiyallah” (Allah bana yeter) diyerek, Kur’an’ın rehberliğine
sığının.
Düşündürücü
Sorular:- Kur’an,
hayatınıza hangi kapıları açtı?
- Günlük
hayatınızda Kur’an’ın rehberliğini nasıl hissediyorsunuz?
Bölüm
5: İnsan Olmanın Sorumluluğu
İnsan,
yaratılmışların en şereflisidir. “Yaratılmışların en şereflisi olma sebebiyle, nasıl bir sorumluluğumuz olduğunu
her defasında hatırlıyordum.” Bu şeref, bir hediyeydi; ama aynı zamanda
omuzlarımda bir emanet gibi duruyordu. Kur’an, bana bu sorumluluğu öğretti.
“Siz, insanların iyiliği için ortaya çıkarılmış en hayırlı ümmetsiniz,” diyordu
Âl-i İmran Suresi. Bu ayet, kalbime bir ok gibi saplanmıştı. İnsan olmak,
sadece yaşamak değil, bu emaneti taşımak, iyiliği yaymak, kötülüğü
uzaklaştırmaktı.
Bu
sorumluluğu ilk fark ettiğimde, gençlik günlerim geride kalmıştı. Hayatın bir
dizi film gibi akıp gittiğini görüyordum: çocukluk, gençlik, ilerleyen yıllar…
Her bir bölüm, bana bir şeyler öğretmişti. “Çocukluğumuzda olduğu gibi,
gençliğimizde de keşifler yapıyor, dünyaya geliş sebebini ve gayesini
araştırıyoruz.” Ama asıl gerçeği Kur’an’la anladım: Dünya, bir geçiş diyarıydı;
bir durak, bir mola yeri. Aslolan, ahiret yurduna hazırlıktı. İnsan olmanın
sorumluluğu, bu hazırlığı yapmak, bu gayeye hizmet etmekti.
Kur’an,
bana bu dünyada yalnız olmadığımı gösterdi. “Hep birlikte Allah’ın ipine
sımsıkı sarılın,” diyordu Âl-i İmran Suresi. Bu ayet, beni bir ümmetin parçası
yaptı. İnsan olmak, sadece kendi hayatını değil, başkalarının hayatını da
düşünmekti. “İyilikleri emredeceğiz, kötülükten uzak tutacağız, ancak o zaman
gerçek manada iman etmiş olacağız.” Kur’an, bana bu görevi vermişti. Hayat,
Kur’an’ın ışığında bir emanet oldu; bu emaneti taşımak, imanımın bir gereğiydi.
Bir
gün, sessizce otururken, “İnsan neden var?” diye sordum kendime. Aziz Yoldaşım
Kur’an, cevabı fısıldadı: “Ben, cinleri ve insanları ancak bana kulluk etsinler
diye yarattım.” (Zâriyât Suresi, 51:56) Bu ayet, kalbimde bir ışık yaktı. İnsan
olmak, Allah’a kul olmaktı. Ama bu kulluk, sadece namaz kılmak, dua etmek
değildi; hayatın her anında O’nun rızasını aramaktı. “Doğruları yanlışlardan ayırıp, hayatımıza bir anlam vermek
için uğraşıyoruz.” Bu anlam, Kur’an’la şekilleniyordu.
İnsan
olmanın sorumluluğu, bana sabrı da öğretti. Hayat, imtihanlarla doluydu. Bir
gün, zor bir anımda, Kur’an’a sığındım. “Her zorlukla beraber bir kolaylık
vardır,” diyordu İnşirah Suresi. Bu ayet, kalbime bir teselliydi. “Allah’ım,
beni Sensiz bırakma.” Sabır, bu sorumluluğun bir parçasıydı. Kur’an, bana her
imtihanda “Allah bana yeter” demeyi öğretti. İnsan olmak, bu sabırla ayakta
durmaktı.
Kur’an,
bana başkaları için çabalamayı da gösterdi. Bir akşam, çocuklarıma bakarken,
“Bu emaneti nasıl taşıyacağım?” diye düşündüm. İlham geldi: “Her bir fikir ve
düşüncenin Rabb’imizden bizlere bir emanet olduğunu anlıyordum.” Kur’an, bana
bu emaneti sadece kendim için değil, sonraki nesiller için de korumayı öğretti.
“Aslolan ahiret yurduna hazırlık. Bu hazırlıkları yapmak için çaba gerekiyor.”
İnsan olmak, bu çabayı göstermekti.
Efendimiz
(s.a.v.), bu sorumluluğun en güzel örneğiydi. O’nun hayatını okudukça, insan
olmanın ne demek olduğunu daha iyi anladım. “O’nun sayesinde tenezzül buyurdu
Allah yüreklerimize.” Efendimiz, Kur’an’ı hayatına öyle bir yansıtmıştı ki, her
adımı bir dersdi. Bir gün, O’nun ümmetine olan sevgisini düşündüm. “Birbirinizi
sevmedikçe iman etmiş olamazsınız,” demişti. Bu hadis, bana insan olmanın bir
başka sorumluluğunu öğretti: Sevgiyle birleşmek, ümmet olmak. “Selam sana ya
Rasulullah,” diye dua ettim. O’nun izinde yürümek, bu sorumluluğun bir
parçasıydı.
İnsan
olmanın sorumluluğu, bana tefekkürü de kazandırdı. Bir sabah, güneş doğarken,
“Bu dünya neden var?” diye sordum kendime. Kur’an, cevabı verdi: “Göklerin ve
yerin yaratılışında ibretler vardır.” Bu ayet, beni kainata bakmaya, her
zerrede Allah’ı görmeye davet etti. İlham geldiğinde şu gerçek belirdi: “Dünya
sadece bir geçiş diyarı, bir mola yeri.” İnsan olmak, bu geçiciliği fark etmek,
asıl yurda hazırlanmaktı. Tefekkür, bu farkındalığın bir meyvesiydi.
Kur’an,
bana iyiliği emretmeyi, kötülüğü uzaklaştırmayı da öğretti. Bir gün, çevremdeki
bir yanlış karşısında sessiz kalamayacağımı hissettim. “İyiliği emredip
kötülükten sakındıran bir topluluk bulunsun,” diyordu Âl-i İmran Suresi. Bu
ayet, beni harekete geçirdi. “Birlikten kuvvet doğar, birlikte bereket vardır.”
İnsan olmak, bu birliği sağlamak, ümmet için çabalamaktı.
İnsan
olmanın sorumluluğu, bir sevgiyle doluydu. Kur’an, bana Allah için sevmeyi
öğretti. “Allah’ın rızasını kazanmak için önce birbirimizi Allah için
seveceğiz.” Bu sevgi, beni sevdiklerime, ümmete, insanlığa karşı sorumlu kıldı.
İnsan olmak, bu sevgiyi yaşamak ve yaymaktı. Kur’an’ın ışığında, her adımda bu
sorumluluğu hissettim.
Bu
sorumluluk, beni Allah’a yaklaştırdı. Bir gece, ellerimi açıp dua ettim: “Ya
Rabbi, beni bu emanete layık kıl. Kur’an’ı hayatıma rehber eyle.” “İnsan
olmanın farkındalığını düşündükçe, hamd etmenin ne kadar güzel bir duygu
olduğunu daha iyi anlıyoruz.” İnsan olmak, bu şükrü taşımak, bu emaneti
hakkıyla yaşamaktı.
Örnek
Ayetler:- “Siz,
insanların iyiliği için ortaya çıkarılmış en hayırlı ümmetsiniz.” (Âl-i
İmran Suresi, 3:110)
- “Ben,
cinleri ve insanları ancak bana kulluk etsinler diye yarattım.” (Zâriyât
Suresi, 51:56)
- “Her
zorlukla beraber bir kolaylık vardır.” (İnşirah Suresi, 94:6)
Örnek
Hadis:- “Birbirinizi
sevmedikçe iman etmiş olamazsınız.” (Müslim)
Pratik
Öneriler:- Her gün
bir iyilik yapın; bu, insan olmanın emanetini taşımaktır.
- Kur’an’dan
bir ayet seçip, günlük hayatınıza nasıl uygulayacağınızı düşünün.
- Sevdiklerinize
Allah için dua edin; bu, ümmet bilincinizi güçlendirecektir.
Düşündürücü
Sorular:- İnsan
olmanın sizin için en büyük sorumluluğu nedir?
- Kur’an,
size hangi emaneti hatırlatıyor?
Bölüm
6: Sevgi ve Fedakarlık
Sevgi,
Allah için olunca anlam buluyor. “Allah’ın rızasını kazanmak için önce birbirimizi Allah için seveceğiz.” Bu
sevgi, kalbimde bir tohum gibi yeşerdi; teslimiyetle başladı, Allah’ı tanımakla
büyüdü ve O’na olan sevgimle hayat buldu. “Seven inancıyla yaşar, inandıklarına
bağlı kalır, güvenir, yaratılış gayesini sever.” Allah için sevmek, sadece bir
duygu değil, bir yaşam biçimiydi; sabırla, fedakârlıkla, mücadeleyle yoğrulan
bir sevgi.
Bu
sevgi, Aziz Yoldaşım Kur’an’la tanıştığım o ilk gecede filizlenmişti. “Yaratan
Rabb’inin adıyla oku!” emri, kalbime bir ışık gibi düşmüştü. O günden sonra,
her namazda, her duada, her tefekkürde bu sevgi büyüdü. Bir gün, secdede,
“Allah’ım, Seni seviyorum,” diye mırıldandım. O an, içimde bir huzur dalgası
yayıldı. Kur’an, bana sevginin en güzel halini öğretiyordu: “İman edenler,
Allah’ı çokça severler.” Bu ayet, sevgimin temelini sağlamlaştırdı. Allah’ı
sevmek, O’nun rızasına koşmak demekti.
Sevgi,
fedakârlıkla şekilleniyordu. “Seven sevdiğini yarı yolda bırakmaz, elinden
tutar, beraber yürür, düşerse kaldırır.” Bir akşam, bir dostumun zor bir anında
yanında durdum. Saatlerce dertleştik, dua ettik. Gözleri dolduğunda, “Allah
için buradayım,” dedim. O an, ilham geldi: “Sevgisi için yaşamak ve sevgisi
için ölmek.” Allah için sevmek, sabır demekti, çaba demekti. Sevdiklerimin
yükünü paylaşmak, onları Allah’a emanet etmek… Bu sevgi, beni ayakta tutuyordu.
Allah
için sevmek, imtihanlarla sınanıyordu. “Sevgisi büyüdükçe mücadelesi de imtihanı da zorlaşır, buna da sabr eder.” Bir
gün, hayatın dalgaları beni yorduğunda, Aziz Yoldaşım’a sığındım. “Allah,
sabredenleri sever,” diyordu Âl-i İmran Suresi. Bu ayet, kalbime bir serinlik
verdi. Sevdiklerim için dua ederken, sabırla beklerken, fedakârlıkla adım
atarken, bu sevginin gücünü hissettim. Allah için sevmek, her zorlukta “Allah
bana yeter” demekti.
Bu
sevgi, şükürle doluydu. Bir sabah, güneşin doğuşunu izlerken, “Allah’ım, ne
güzel yaratıyorsun,” diye mırıldandım. “Aldığım her nefeste Seni hissediyorum.”
Allah’ı sevmek, O’nun nimetlerini fark etmekti. Sevdiklerimin gülüşü, bir
çiçeğin açışı, bir kuşun kanat çırpışı… Hepsi, O’nun sevgisinin bir
yansımasıydı. Kur’an, bana şükrü öğretiyordu: “Allah’a karşı gelmekten sakınanları
sever.” Bu sevgi, beni O’nun rızasına yöneltiyordu.
Efendimiz
(s.a.v.), sevginin en güzel örneğiydi. O’nu düşündükçe, kalbim bir gül bahçesi
gibi açılıyordu. İlham geldi: “Çölde açan bir güldü o. Rengi solmaz, kokusu
tükenmez bir gül.” Efendimiz’in (s.a.v.) Allah’a olan sevgisi, bana yol
gösteriyordu. Mirac gecesi, göklere yükseldiğinde, Allah’la buluşmuş, bize
namazı hediye getirmişti. O’nun ümmetine olan sevgisi, beni derinden etkiledi.
“Kişi sevdiğiyle beraberdir,” demişti Efendimiz. Bu söz, kalbime bir müjde gibi
yerleşti. Allah’ı sevmek, O’nun sevgili kuluna uymak demekti. “Selam sana ya
Rasulullah,” diye dua ettim her secdede. Bu sevgi, ümmet olmanın bir
nişanesiydi.
Sevgi,
sevdiklerime karşı da bir sorumluluktu. “Seven, sevdikleri için kalkan olur,
zırh olur, asla vazgeçmez.” Bir gün, ailem için dua ederken, “Allah’ım, onları
Sana emanet ediyorum,” dedim. Bu sevgi, onların yükünü paylaşmak, dertlerine
derman olmak demekti. “Sevdikleri için
çabalar, uğraşır, yorulur, düşer, kalkar.” Allah için sevmek, bu çabayı
göstermekti. Sevdiklerimi Allah’a emanet ettikçe, sevgim O’nun rızasına
taşınıyordu.
Bu
sevgi, hayatıma bir anlam kattı. “Hayata meydan okumaktır sevmek, zorluklara
göğüs germektir.” Allah için sevmek, beni bir mücadele yoluna yöneltti. Bir
dostumun gözyaşlarını silmek, bir çocuğun elinden tutmak, ümmetin dertlerine
dua etmek… Hepsi, bu sevginin bir parçasıydı. Kur’an, bana bu sevgiyi
öğretiyordu: “İyilik edenleri sever.” Bu ayet, beni iyiliğe koşturdu. Sevgi,
fedakârlıkla büyüyordu.
Sevgi,
dualarla doluyordu. Bir gece, ellerimi açıp yalvardım: “Ya Rabbi, beni
sevdiklerinle beraber kıl. Sevgimi Sana layık eyle.” İlham geldiğinde şu gerçek
belirdi: “Allah’a teslim olan, O’nun sevgisine mazhar olur.” Her dua, beni O’na
yaklaştırıyordu. Sevdiklerim için ettiğim her “Amin,” bu sevgiyi
pekiştiriyordu. Allah için sevmek, dualarla kucaklaşmaktı.
Bu
sevgi, bir imtihandı da. “Üzülürse teselli eder, yorulursa kol kanat gerer.”
Bir gün, sevdiklerimden biri zor bir an yaşadığında, yanında durdum. Sabırla,
şefkatle, dua ile… “Her türlü fedakârlığı göze alır,” diye düşünmüştüm bir an.
Allah için sevmek, bu fedakârlığı göstermekti. Kur’an, bana sabrı öğretiyordu:
“Allah, sabredenleri sever.” Bu sevgi, her imtihanda beni güçlü kıldı.
Allah
için sevmek, sonsuz bir yolculuktu. “Ümidini yitirmeden hayallerine sarılır,
mutlaka o günün geleceğini bilir.” Bu sevgi, beni O’nun rahmetine kavuşacağım
güne hazırlıyordu. Aziz Yoldaşım Kur’an, bu yolda rehberimdi. “Allah’ı sevdikçe
daha çok şükür ediyoruz,” demiştim bir an. Sevgi, şükürle, sabırla,
fedakârlıkla doluyordu. Muhabbetullah’tan sonraki bu adım, beni ümmetin
birliğine taşıyacaktı.
Örnek
Ayetler:- “İman
edenler, Allah’ı çokça severler.” (Bakara Suresi, 2:165)
- “Allah,
sabredenleri sever.” (Âl-i İmran Suresi, 3:146)
- “Allah,
iyilik edenleri sever.” (Bakara Suresi, 2:195)
Örnek
Hadis:- “Kişi
sevdiğiyle beraberdir.” (Buhari, Müslim)
Pratik
Öneriler:- Her gün
sevdiklerinize Allah için bir iyilik yapın; bu, sevginizi O’nun rızasına
taşıyacaktır.
- Namazdan
sonra “Allah’ım, sevgimi Sana layık kıl” diye dua edin.
- Bir
zorlukta sabredin ve “Allah için seviyorum” diyerek fedakârlık gösterin.
Düşündürücü
Sorular:- Allah
için sevmek, hayatınıza nasıl bir anlam kattı?
- Fedakârlık,
sevginizi nasıl güçlendirdi?
Bölüm
7: Birlik ve Kardeşlik
“Ya
Rabbi! Filistin’in mazlumlarına rahmetinle nazar kıl, Gazzeli kardeşlerimize
sabır ver. Onları zalimlerin elinden kurtar, ümmeti birleştir. Amin.”
Sevgi
ve fedakârlıkla dolu bir kalp, beni Allah’a yakınlaştırırken, bir yandan da
gözlerimi daha büyük bir ufka açmıştı. Allah için sevmek, sadece kendi çevremle
sınırlı bir duygu değildi; bu sevgi, beni adım adım ümmetin ortak acısına,
ortak umuduna taşımıştı. Bir sabah, Mavi Marmara gemisinin saldırıya uğradığını
duyduğumda, kalbim sıkıştı. Televizyonda o görüntüleri izlerken, “Filistin
bizim meselemizdir. Furkanlar bizden hesap soracak.” O an, ümmetin bir parçası
olduğumu tüm hücrelerimle hissettim. Kardeşlerimiz, özgürlük uğruna canlarını
feda ederken, ben de dua ile, kalemimle, kalbimle yanlarında durdum.
Ama
bu, sadece bir başlangıçtı. Filistin’in kalbi Gazze, 2006’dan beri abluka
altında, adeta bir açık hava hapishanesine dönüşmüş durumda. Son 15 ayda – Ekim
2023’ten Şubat 2025’e – ise Gazze yerle bir edildi. Çocukların çığlıkları,
annelerin feryatları, ümmetin yüreğinde bir yara gibi kanıyor. “Filistin özgür oluncaya kadar, karada, havada, denizde
Gazze yankılanacak.” Gazze, insanlık ve barışın ne kadar kıymetli olduğunu tüm
dünyaya gösteriyor. Özgürlük, sadece ‘özgür dünya’ diye anılan yerlerde değil,
Gazze’de, Filistin’de, tüm mazlum halklarda olmalı.
Gazze’nin
acısı, insanlığın vicdanına bir soru işareti koyuyor. 2006’dan beri abluka
altında, milyonlarca insan bir açık hava hapishanesinde yaşamaya mahkûm edildi.
Son 15 ayda ise bombardımanlar, yıkımlar ve kayıplar, bu zulmü bir kat daha
görünür kıldı. Ama bu mücadele, sadece Gazze’yle sınırlı değil. Myanmar’daki
Rohingyalar, Suriye’deki mülteciler, Yemen’deki açlar… Mazlum halkların
çığlığı, özgürlüğün evrensel bir hak olduğunu haykırıyor. Bir akşam, Gazzeli
bir çocuğun yıkılmış evinin önünde ağladığını izlerken, gözümde şu sahne
canlandı: Bir anne, çocuğuna sarılmış, dua ediyor. O an, kendime sordum: “Ben
ne yapıyorum?” Ümmetin birliği, sadece dua etmekle değil, el ele vermekle,
zalime karşı durmakla, mazluma sahip çıkmakla olur.
İslam,
bu birliği ve barışı getirecek evrensel bir mesajdır. Aziz Yoldaşım Kur’an,
bütün insanlığa bir nur ve umut ışığıdır. “Ey insanlar! Size Rabbinizden bir
öğüt... geldi,” diyordu Nisa Suresi. Kur’an, sadece ümmete değil, tüm insanlığa
sesleniyordu. İlham geldiğinde şunu hissetmiştim: “Birlikten kuvvet doğar,
birlikte bereket vardır.” İslam, barışın ve huzurun temeliydi; Gazze’nin acısı,
bu mesajın ne kadar acil olduğunu gösteriyordu. Mavi Marmara’da canlarını
verenler, Gazze’de direnenler, bu nurun birer şahidiydi. “Hep birlikte Allah’ın
ipine sımsıkı sarılın,” diyordu Kur’an. Bu ayet, ümmet birliğini insanlık
birliğine taşıyan bir çağrıydı.
Sevgi
ve fedakârlık, bu birliğe dönüşmeli. Özgürlük, sadece bazılarına değil, herkese
ait bir hak olmalıydı. İslam, tüm dünyaya barış ve huzur getirecek bir
sistemdir; Aziz Yoldaşım Kur’an, bu yolda bir nurdur. “Bu Kur’an, insanlara bir
hidayettir,” diyordu Casiye Suresi. Gazze’nin ablukası, Mavi Marmara’nın
direnişi, mazlum halkların feryadı, bu mesajın insanlığa ulaşması için bir
vesileydi. Efendimiz (s.a.v.) demişti ki: “Müminler bir beden gibidir.” Bu
sevgi, Gazzeli kardeşlerimiz için, tüm mazlumlar için bir kalkan olmalıydı.
Gazze özgür olmadan, insanlık barışa kavuşamaz.
Bir
gece, Gazzeli çocuklar için dua ederken, “Ya Rabbi, ümmeti birleştir,” diye
yalvardım. O an, İslam’ın evrensel bir sistem olduğunu bir kez daha hissettim.
Özgürlük, sadece ‘özgür dünya’ ile sınırlı kalamaz; Gazze’de, Filistin’de, tüm
mazlum topraklarda yankılanmalı. İslam, barış ve huzurun anahtarıdır. Aziz Yoldaşım, bu yolda insanlığa umut
ışığı oluyordu. “Allah, adaletle hükmedenleri sever,” diyordu Kur’an. Bu
adalet, mazlumların özgürlüğüne kavuşmasıyla gerçekleşecekti.
“Ya
Rabbi! Filistin’in mazlum evlatlarına rahmetinle nazar kıl, Gazzeli
kardeşlerimize sabır ve güç ver. Onların gözyaşlarını dindir, yaralarını sar,
evlerini yeniden inşa et. 2006’dan beri abluka altında inleyen Gazze’yi
özgürlüğe kavuştur, açık hava hapishanesinde tutsak kalan kullarına barış ve
huzur lütfeyle. Son 15 ayda yerle bir olan bu topraklarda direnenlere,
çocuklarına sarılıp ağlayan annelere, evladını yitiren babalara dayanma gücü
ihsan et. Zalimlerin zulmünü yerle bir et, mazlumların duasını kabul buyur.
Ya
Rabbi! Ümmeti birleştir, bize sevgiyi, fedakârlığı ve birliği nasip et ki,
Gazzeli kardeşlerimiz yalnız kalmasın, Filistin özgür olsun. Aziz Yoldaşım
Kur’an’ın nurunu tüm dünyaya yay, mazlumları özgür kıl. Efendimiz’in (s.a.v.)
şu hadisi ilham oldu: ‘Müminler bir beden gibidir; bir uzvu rahatsız olduğunda
diğerleri de uykusuz kalır, ateşlenir.’ Gazze’nin acısını kalbimizde
hissedelim, ümmet olarak bir olalım. Yine Efendimiz’in (s.a.v.) buyruğu:
‘Müminin duası, kardeşine ettiği duadır.’ Filistinliler, Gazzeliler ve tüm
mazlumlar için ettiğim bu dua, kardeşlerimizin kurtuluşuna vesile olsun.
Ya
Rabbi! İslam’ı, barış ve huzurun sistemi olarak dünyaya hâkim eyle. ‘Ey
insanlar! Size Rabbinizden bir öğüt geldi,’ buyuran Kur’an’ı, insanlığa umut
ışığı yap. Zalimlerin karşısında mazlumların yanında durmayı nasip et.
Efendimiz’in (s.a.v.) ‘Birbirinizi sevmedikçe iman etmiş olamazsınız,’ sözü
zihnimi, kalbimi, ufkumu açtı; sevgimizle, birliğimizle, dualarımızla Gazzeli kardeşlerimize,
tüm mazlumlara kalkan olalım. Amin.”
Örnek
Ayetler:- “Hep
birlikte Allah’ın ipine sımsıkı sarılın, ayrılığa düşmeyin.” (Âl-i İmran
Suresi, 3:103)
- “Ey
insanlar! Size Rabbinizden bir öğüt... geldi.” (Nisa Suresi, 4:1)
- “Allah,
adaletle hükmedenleri sever.” (Maide Suresi, 5:42)
Örnek
Hadisler:- “Müminler
bir beden gibidir...” (Buhari, Müslim)
- “Birbirinizi
sevmedikçe iman etmiş olamazsınız.” (Müslim)
Pratik
Öneriler:- Her gün
Gazzeliler ve mazlumlar için dua edin; bu, ümmet birliğini güçlendirir.
- İslam’ın
barış mesajını çevrenizle paylaşın, birliği teşvik edin.
- Mazlumlar
için bir iyilik yapın; bu, sevginizi eyleme döker.
Düşündürücü
Sorular:- Ümmet
birliği, mazlumların özgürlüğüne nasıl katkı sağlar?
- İslam’ın
barış mesajı, hayatınıza nasıl yansıyor?
Sonuç:
Yolculuğun Özü
Bu
yolculuk, bir arayışla başladı; “Oku, anla ve yaz!” emriyle kalbim titredi.
Gençlik günlerimin belirsiz yollarında, bir sabah Aziz Yoldaşım Kur’an’la
tanıştım. Zihnimde bir ışık belirdi: “Yaratan Rabb’inin adıyla oku!” O an,
teslimiyetle filizlenen bir tohum kalbime ekildi. İman, dilimde “Allah” derken,
kalbimde tasdikle büyüdü. Teslimiyet, sadece bir başlangıç değil, bir yaşam
biçimiydi; beni Allah’a yakınlaştıran ilk adımdı.
Bu
yol, Allah’ı tanımakla derinleşti. Gökyüzüne bakarken ilham geldi: “Göklerin ve
yerin yaratılışında ibretler vardır.” Kainat, Allah’ın açık bir kitabıydı; her
yaprakta, her damlada O’nu gördüm. Tefekkür, bu yolculuğun anahtarı oldu. Allah’ı tanımak, her anı O’nunla doldurmaktı.
Sevgi,
bu yolculuğun kalbiydi. Bir gün, namaz kılarken defalarca “Allah’ım, Seni
seviyorum.” dediğimi çok iyi hatırlıyorum. Muhabbetullah, sabırla, fedakârlıkla
büyüdü. “İman edenler, Allah’ı çokça severler,” diyordu Kur’an. Bu sevgi,
sevdiklerime karşı bir sorumluluk oldu; Allah için sevmek, elinden tutmak,
düşerse kaldırmaktı. Hayat, sevgiyle anlam buldu.
Aziz
Yoldaşım Kur’an, bu sevgiyi hayata taşımamı sağladı. Bir sabah, Fatiha’yı
okurken “Ancak sana kulluk ederiz.” Kur’an, pusulam oldu; zorluklarda sabrı,
bollukta şükrü öğretti. Her ayet, bir dua gibiydi; her sûre, Allah’la bir
sohbet. “Bu Kur’an, insanlara bir hidayettir,” diyordu Casiye Suresi. Hayat,
Kur’an’ın ışığında bir bahçeye dönüştü.
İnsan
olmanın sorumluluğu, bu yolculuğu bir emanete çevirdi. “İnsan neden var?” diye
sorduğumda ilham geldi: “Bana kulluk etsinler diye yarattım.” İnsanlık,
yaratılmışların en şereflisiydi; bu şeref, omuzlarımda bir görevdi. “Siz,
insanların iyiliği için çıkarılmış en hayırlı ümmetsiniz,” diyordu Kur’an. Bu
emanet, iyiliği emretmek, kötülüğü uzaklaştırmaktı.
Sevgi,
fedakârlıkla birleşti; bir dostun, bir mazlumun zor anında “Seven sevdiğini
yarı yolda bırakmaz.” dedim ve Allah için sevmek, beni ümmetin ortak acısına
taşıdı. Mavi Marmara’yı duyduğumda, Gazzeli çocukların çığlıklarını
işittiğimde: “Filistin bizim meselemizdir” dedim. Ümmet birliği,
sevgi ve fedakârlığın meyvesiydi.
Bu
yolculuk, ümmet birliğinden insanlık birliğine uzandı. Gazze, 2006’dan beri
abluka altında, son 15 ayda yerle bir edildi. Ama bu, sadece Gazze’yle sınırlı
değildi; mazlum halkların çığlığı, özgürlüğün evrensel bir hak olduğunu
haykırıyordu. İslam, tüm dünyaya barış ve huzur getirecek bir sistemdi. Aziz
Yoldaşım Kur’an, bu yolda bir nurdu. “Ey insanlar! Size Rabbinizden bir öğüt
geldi,” diyordu Nisa Suresi. Gazze’nin acısı, bu mesajın insanlığa ulaşması
için bir vesileydi.
Şimdi,
bu yolculuğun özü burada yatıyor: Teslimiyetle başlayan, sevgiyle büyüyen,
birliğe uzanan bu yol, hepimizi Kur’an’ın ışığında yaşamaya çağırıyor. “Hep
birlikte Allah’ın ipine sımsıkı sarılın,” diyor Aziz Yoldaşım. Bu davet, sadece
ümmete değil, tüm insanlığadır. İslam, barışın anahtarı; Gazze, bu barışın ne
kadar acil olduğunu gösteriyor. Efendimiz (s.a.v.) demişti ki: “Birbirinizi
sevmedikçe iman etmiş olamazsınız.” Bu sevgi, mazlumlar için bir kalkan,
insanlık için bir umut olmalı.
Siz
de bu yolculuğa davetlisiniz. Kur’an’ı elinize alın, okuyun, anlayın, yaşayın.
Bir dakikanızı ayırın; bir Fatiha okuyun, bir mazlum için dua edin. Gözlerinizi
ufka dikin; Gazze’nin, Filistin’in, tüm mazlumların özgürlüğüne bir adım olun.
İslam’ın barış mesajını kalbinize nakşedin, ümmetin birliğini hissedin. Aziz
Yoldaşım, bu yolda rehberiniz olacak; “Bu Kur’an, insanlara bir hidayettir,”
diyor. Hayatınız, bu nur ile dolsun.
“Ya
Rabbi! Bizi bu yolculuğa layık kıl, Kur’an’ın nurunu kalplerimize nakşet.
Gazzeli kardeşlerimizi, Filistin’in mazlumlarını, tüm mazlum halkları
rahmetinle kuşat. Onların gözyaşlarını dindir, yaralarını sar, özgürlüklerini
lütfeyle. Ümmeti birleştir, bize sevgi ve dayanışma ver. Zalimlerin zulmünü
sonlandır, mazlumların duasını kabul et. Efendimiz’in (s.a.v.) şu hadisi ilham
oldu: ‘Müminler bir beden gibidir; bir uzvu rahatsız olduğunda diğerleri de
uykusuz kalır.’ Mazlumların acısını kalbimizde hissedelim. ‘Müminin duası,
kardeşine ettiği duadır,’ buyurdu Efendimiz; bu dua, insanlığın barışına vesile
olsun. İslam’ı dünyaya nur kıl, bizi adaletle hükmedenlerden eyle. Amin.”
Örnek
Ayetler:- “Bu
Kur’an, insanlara bir hidayettir.” (Casiye Suresi, 45:20)
- “Hep
birlikte Allah’ın ipine sımsıkı sarılın.” (Âl-i İmran Suresi, 3:103)
- “Ey
insanlar! Size Rabbinizden bir öğüt geldi.” (Nisa Suresi, 4:1)
Örnek
Hadisler:- “Birbirinizi
sevmedikçe iman etmiş olamazsınız.” (Müslim)
- “Müminler
bir beden gibidir...” (Buhari, Müslim)
Pratik
Öneriler:- Her gün
Kur’an’dan bir ayet okuyun, hayatınıza yansıtın.
- Ümmetin
birliği için dua edin, mazlumlara sahip çıkın.
- Bir
iyilik yapın; bu, sevginizi eyleme döker.
Düşündürücü
Sorular:- Bu
yolculuk, hayatınıza nasıl bir anlam kattı?
- Kur’an’ın
nuru, sizi nasıl bir birliğe çağırıyor?