25. Februar 2025

Kur'an'ın İzinde: Marifetullah'tan Muhabbetullah'a

 Bölüm 1: İmanın İlk Adımı – Teslimiyet
 
Hayatımın bir kavşağında durmuş, kendime soruyordum: “Ben kimim, nereden geldim ve nereye gidiyorum?” Gençlik günlerim geride kalmış, önümde belirsiz bir yol uzanıyordu. Kalbim, cevabını aradığım sorularla çırpınıyordu. Yıllar boyunca nice fırtınalar yaşamış, nice dalgalarda sarsılmıştım, ama bu kadar heyecanlandığımı hiç hatırlamıyordum. Tam o anda, sanki göklerden bir ses yankılandı: “Yaratan Rabb’inin adıyla oku!” Bu bir emirdi; ama sıradan bir emir değil, kâinatın tek sahibi, her nefesi var eden Allah’tan gelen bir çağrıydı.
 
O gün, Alak Suresi’nin ilk beş ayetiyle tanıştım. Kadir Gecesi’nde Efendimiz’e (s.a.v.) Cebrail (a.s.) aracılığıyla inen o kutlu vahiy, ruhumda bir bahar dalı gibi çiçek açtı. “Oku!” diyordu Allah, “Yaratan Rabb’inin adıyla oku!” İlk defa kiminle muhatap olduğumu anlamıştım. Büyük buluşma gerçekleşmişti; Allah’ın sözü, Kur’an-ı Kerim, bana sesleniyordu. “Ama nasıl olurdu?” diye geçirdim içimden. 25 yıllık bir hayatı geride bırakmıştım, ama sanki o ana kadar gerçekten yaşamamıştım. “Hidayet bu mu?” diye sordum kendime. Yıllarca özlemle beklediğim o an, içimde duygu yüklü bir gemiyi huzur limanına demirlemişti.
 
Okudum. Anladım. Ve ilk defa hissettim. Kur’an’ın her harfi anlamla doluydu; ne Rabb’imin kelâmında ne de kâinat kitabında boş bir iz vardı. Dilim “Allah” derken, kalbim tasdik ediyordu. Zihnimde bir düşünce belirdi: “İman etmek bu olsa gerek.” Teslimiyet, bu yolculuğun ilk adımıydı. Allah’a teslim olmak, O’nun emirlerine boyun eğmek, O’nun takdirine razı olmaktı. O anda, 25 yıllık bir hayatın yükünü omuzlarımdan attım. Sanki bir uçurumun kenarından kurtarılmış, karanlık bulutlar dağılmıştı. Teslimiyet, sadece bir başlangıç değil, aynı zamanda bir yaşam biçimiydi.
 
O günden sonra, her nefeste Allah’ın varlığını hissettim. “Sensin Allah. Her yerde Sen varsın.” Kur’an’ı elime aldığımda, her ayet bana bir hediye gibi geliyordu. “Ancak sana kulluk eder ve ancak senden yardım dileriz,” diyordu Fatiha Suresi. Bu ayet, kalbime bir ok gibi saplandı. İman, sadece inanmak değil, Allah’a kul olmaktı.
 
Teslimiyetin huzurunu keşfettikçe, hayatım değişti. Bir gece, yalnız başıma otururken, Kur’an’ı elime aldım. “Yaratan Rabb’inin adıyla oku!” ayeti, sanki bana sesleniyordu. Gözlerim doldu, kalbim titredi. O an, Allah’a teslim olmanın ne kadar huzur verdiğini hissettim. “Bana verdiğin nimetlere şükredemiyorum, affet beni. Ben Sensiz yok olurum.” Allah’a sığınmak, O’na dayanmak, O’ndan başka hiçbir ilaha boyun eğmemek… İşte iman buydu.
 
Teslimiyet, bir mücadeleyle geldi. Hayatın dalgaları beni yorduğunda, Kur’an’a sarıldım. “Allah sabredenlerle beraberdir,” diyordu Bakara Suresi. Bu ayet, bana bir kalkan oldu. Teslimiyet, sabırla yoğruluyordu. Her zorlukta, her imtihanda, Allah’a teslim oldukça içimdeki huzur büyüdü. “İman, bir antivirüstür. Şeytan virüsüne karşı bizi korur.” Teslimiyet, bu antivirüsün en güçlü silahıydı.
 
O ilk günlerden sonra, iman yolculuğum bir patikaya dönüştü. Allah’a kul olmak, O’nun adıyla yaşamak, O’nun lütfuyla rızıklanmak… Bu, büyük bir nimetti, ama aynı zamanda bir sorumluluktu. İnsan, yaratılmışların en şereflisiydi; bu şeref, omuzlarımda bir emanet gibi duruyordu. Her fikir, her düşünce, Rabb’imizden bir hediyeydi. Bu emaneti taşımak, imanımın bir gereğiydi.
 
Teslimiyet, beni Efendimiz’e (s.a.v.) de yaklaştırdı. O’nun hayatını okudukça, O’nun Allah’a olan teslimiyetini gördüm. Mirac gecesi, göklere yükseldiğinde, Allah ona teselli vermiş, bize de hediyeler getirmişti.“Aşk dolu bir kalp buldurur Mevla’yı.” Efendimiz’in (s.a.v.) sevgisi, teslimiyetimi pekiştirdi. “Salat sana, selam sana ya Rasulullah,” diye dua ettim. O’nun ümmeti olmak, teslimiyetimin en güzel meyvesiydi.
 
Bu yolculukta, Kur’an hep yanımdaydı, yani Yoldaşım oldu. “Can arkadaşım, dertlerime derman, gönlüme ferman sırdaşım,” diye seslendim ona. O’nu bana yoldaş eyleyen Rabb’ime sonsuz hamdü senalar olsun. Teslimiyet, imanımın ilk adımıydı; ama bu adım, beni sonsuz bir sevgi yoluna taşıdı.
 
Örnek Ayet:
  • “Ancak sana kulluk eder ve ancak senden yardım dileriz.” (Fatiha Suresi, 1:5)
  • “Allah sabredenlerle beraberdir.” (Bakara Suresi, 2:153)
 
 
Örnek Hadis:
  • “İman etmedikçe cennete giremezsiniz, birbirinizi sevmedikçe de iman etmiş olamazsınız.” (Müslim)
 
Pratik Öneriler:
  • Her gün Fatiha Suresi’ni okuyarak, Allah’a teslimiyetinizi yenileyin.
  • Zor anlarda “Hasbiyallah” (Allah bana yeter) diyerek tevekkül edin.
  • Namazlarınızı huşu içinde kılmaya özen gösterin; bu, teslimiyetinizi güçlendirir.
 
Düşündürücü Sorular:
  • Teslimiyet, hayatınıza nasıl bir huzur getirdi?
  • Allah’a teslim olmak, sizi hangi yüklerden kurtardı?
 
Bölüm 2: Marifetullah - Allah’ı Tanımak
 
Allah’ı tanımak, iman yolculuğumun ikinci adımıydı. Teslimiyetle başlayan bu yol, beni bir tefekkür deryasına götürdü. Marifetullah, Allah’ın isimlerini ve sıfatlarını idrak etmek, kainatı bir kitap gibi okuyarak her satırda O’nu bulmaktı. Bu, sadece bir bilgi değil, bir kalp işiydi; çünkü Allah’ı tanımak, O’na olan sevgiyi doğurur. “Her şey Senin mülkündedir, elimdekilerin sahibi Sensin.” O gün, Allah’ı tanımanın, her nefeste O’nu hissetmek olduğunu anlamıştım.
 
Bir akşam, pencereden dışarı bakarken gökyüzüne gözlerim takıldı. Yıldızların dizilişindeki düzen, bulutların sakin dansı, güneşin batarken bıraktığı o kızıl iz… Hepsi, Allah’ın kudretinin birer işaretiydi. Kur’an, bana sesleniyordu: “Göklerin ve yerin yaratılışında, gece ile gündüzün birbiri ardınca gelişinde aklıselim sahipleri için elbette ibretler vardır.” Bu ayet, kalbime bir ok gibi saplanmıştı. Kainat, Allah’ın açık bir kitabıydı ve ben, o kitabı okumaya yeni başlamıştım. Her bir yaprak, her bir damla, her bir rüzgâr, “Allah’ı tanı!” diye fısıldıyordu.
 
Tefekkür, bu yolculuğun anahtarıydı. Bir gün, sessiz bir köşede otururken, ilham geldi: “Hayatın bir dakikası ne kadar kıymetli.” Bu düşünce, beni sarsmıştı. Hayatın her anı, Allah’ı tanımak için bir fırsattı. Bir dakikada bile O’na yaklaşmak mümkündü. Marifetullah, bu bilinçle yaşamak, her anı O’nunla doldurmaktı.
 
Allah’ı tanımak, O’nun isimlerini bilmekle başladı. Bir sabah, Esma-ül Hüsna’yı elime aldım. “Er-Rahman” dedim, O’nun rahmetini hissettim. “El-Adl” dedim, adaletinin gölgesinde huzur buldum. “El-Hâlık” dedim, kainattaki her varlığın O’nun eseri olduğunu gördüm. “Senin mülkündedir sevdiğim her şey. Perişanlığına üzüldüğüm sevdiklerim Senin rahmetine dönmektedir.” Her isim, Allah’ı biraz daha tanımama vesile oluyordu. O’nu tanıdıkça, kalbimdeki hayranlık büyüdü. Marifetullah, bu hayranlığın adıydı.
 
Bu yolculukta, Aziz Yoldaşım Kur’an hep yanımdaydı. Bir gün, Âl-i İmran Suresi’ni okurken, Efendimiz’in (s.a.v.) bir gece namazda ağlayarak secdeye kapandığını öğrendim. “Bu ayeti okuyup da üzerinde düşünmeyenlere yazıklar olsun,” demişti. O an, tefekkürün ne kadar kıymetli olduğunu anladım. Kur’an, beni kainatı okumaya, Allah’ı tanımaya çağırıyordu. Gökyüzüne bakarken, “Bu düzeni kim yarattı?” diye sordum kendime. Toprağa dokunurken, “Bu hayatı kim verdi?” diye düşündüm. Her cevap, beni Allah’a götürüyordu.
 
Marifetullah, sadece görmek değil, hissetmekti. Bir bahar günü, çiçeklerin açışını izlerken, içimde bir sevinç dalgası yayıldı. “Allah’ım, ne güzel yaratıyorsun,” diye mırıldandım. “Gözümle baktığım her yerde Seni görüyorum Allah’ım. Aldığım her nefeste Seni hissediyorum.” Tefekkür, beni Allah’ın sanatına hayran bırakıyordu. Her bir zerre, O’nun varlığını anlatıyordu. Marifetullah, bu hayranlıkla dolup taşmaktı.
 
Allah’ı tanımak, sorumluluk da getiriyordu. İnsan, yaratılmışların en şereflisiydi; bu şeref, omuzlarımda bir emanet gibi duruyordu. İlham geldiğinde şu gerçek belirdi: “Her bir fikir ve düşüncenin Rabb’imizden bizlere bir emanet olduğunu anlıyordum.” Allah’ı tanımak, bu emaneti taşımak demekti. O’nu tanıdıkça, O’nun rızasını kazanmanın peşine düştüm. Namazlarımda, dualarımda, her adımımda O’nu aradım. Marifetullah, bu arayışın adıydı.
 
Bu yolculukta, Efendimiz (s.a.v.) bana rehber oldu. O’nun hayatını okudukça, Allah’ı tanımanın en güzel örneğini gördüm. Mirac gecesi, göklere yükseldiğinde, Allah’la buluşmuştu. O’nun sevgisi, tefekkürü, teslimiyeti… Hepsi, bana yol gösteriyordu. “Çölde açan bir güldü o. Rengi solmaz, kokusu tükenmez bir gül.” Efendimiz’in (s.a.v.) izinde yürümek, Allah’ı tanımamı kolaylaştırdı. “Selam sana ya Rasulullah,” diye dua ettim. O’nun ümmeti olmak, Marifetullah’ımın bir nişanesiydi.

Allah’ı tanıdıkça, sevgim büyüdü. Marifetullah, Muhabbetullah’a açılan bir kapıydı. Her tefekkür, her dua, beni O’na biraz daha yaklaştırıyordu. Aziz Yoldaşım Kur’an, bu yolda en büyük rehberim oldu. “Kur’an’a baktıkça, Allah’ı tanıyor, Allah’ı tanıdıkça daha çok seviyorum.” Bu, sonsuz bir yolculuğun başlangıcıydı.
 
Örnek Ayetler:
  • “Göklerin ve yerin yaratılışında, gece ile gündüzün birbiri ardınca gelişinde aklıselim sahipleri için elbette ibretler vardır.” (Âl-i İmran Suresi, 3:190)
  • “O, her şeyi yaratandır ve her şeyi hakkıyla bilendir.” (En’âm Suresi, 6:101)
 
Örnek Hadis:
  • “Tefekkür, ibadetin yarısıdır.” (İbn Hibban)
 
Pratik Öneriler:
  • Her gün bir ayet seçin ve üzerinde tefekkür edin. “Bu ayet bana ne anlatıyor?” diye sorun.
  • Kainata bakın; bir çiçeğe, bir kuşa, bir buluta… Allah’ın sanatını görün.
  • Günde beş dakika sessizce oturun ve Allah’ın isimlerini zikrederek O’nu düşünün.
 
Düşündürücü Sorular:
  • Kainatta Allah’ı tanıdığınızı hissettiğiniz bir anı hatırlıyor musunuz?
  • Tefekkür, hayatınıza neler kattı?
 
Bölüm 3: Muhabbetullah - Allah’a Olan Sevgi
 
Allah’a olan sevgi, kalbimde bir bahar gibi açtı. Bu sevgi, bir anda değil, yavaş yavaş, her Kur’an ayetiyle, her dua ile büyüdü. Teslimiyetle başlayan, Allah’ı tanımakla derinleşen bu yolculuk, beni O’na olan sevgiye taşıdı. “Seven inancıyla yaşar, inandıklarına bağlı kalır, güvenir, yaratılış gayesini sever.” O gün, Allah’a olan sevgimin sadece bir duygu değil, bir yaşam biçimi olduğunu fark ettim. Muhabbetullah, işte bu sevginin adıydı.
 
Bu sevgi, Aziz Yoldaşım Kur’an’la tanıştığım o ilk gecede filizlenmişti. Alak Suresi’nin ilk ayetlerini okurken, kalbimde bir sıcaklık hissettim. “Yaratan Rabb’inin adıyla oku!” emri, sanki bana özel bir davet gibiydi. O günden sonra, her namazda, her zikirde, her şükürde bu sevgi daha da derinleşti. Bir gün, namaz kılarken, içimden “Allah’ım, Seni seviyorum,” diye mırıldandım. O an, kalbimde bir huzur dalgası yayıldı. Kur’an’ın her kelimesi, bana Allah’ı sevmenin ne kadar kıymetli olduğunu fısıldıyordu. “De ki: Eğer Allah’ı seviyorsanız bana uyun ki, Allah da sizi sevsin,” diyordu Âl-i İmran Suresi. Bu ayet, sevgimin bir rehberi oldu.
 
Muhabbetullah, sadece Allah’ı sevmekle sınırlı değildi; O’nun sevgisine layık olmaya çalışmaktı. “Sevdiklerini Allah için sever. Sevgisi büyüdükçe, sabrı da büyür, emek verir, yine sabr eder.” Allah için sevmek, sevdiklerim için dua etmek, onların yolunda çabalamak… Bu sevgi, bir mücadeleyle yoğruluyordu. Hayatın zorlukları beni yorduğunda, Aziz Yoldaşım Kur’an’a sarıldım. “Allah, sabredenleri sever,” diyordu Âl-i İmran Suresi. Bu sevgi, sabırla büyüyor, fedakârlıkla pekişiyordu.

Bir sabah, güneş doğarken pencereden dışarı baktım. Gökyüzünün mavisi, bulutların sakinliği, kuşların neşeli cıvıltısı… Hepsi, Allah’ın bana bir hediyesiydi. “Allah’ım, ne güzel yaratıyorsun,” diye mırıldandım. “Aldığım her nefeste Seni hissediyorum. Bana verdiğin nimetlere şükredemiyorum, affet beni.” Allah’ı sevmek, O’nun nimetlerini fark etmek, her an O’nu anmaktı. Muhabbetullah, bu şükürle dolup taşmaktı.

Allah’a olan sevgim, Efendimiz’e (s.a.v.) olan sevgimle büyüdü. O’nu düşündükçe, kalbim bir gül bahçesi gibi açılıyordu. “Çölde açan bir güldü o. Rengi solmaz, kokusu tükenmez bir gül.” Efendimiz’in (s.a.v.) Allah’a olan sevgisi, bana yol gösteriyordu. Mirac gecesi, göklere yükseldiğinde, Allah’la buluşmuştu. O’nun sevgisi, teslimiyeti, sabrı… Hepsi, Muhabbetullah’ımın bir aynasıydı. “Kişi sevdiğiyle beraberdir,” demişti Efendimiz (s.a.v.). Bu hadis, kalbime bir müjde gibi yerleşti. Allah’ı sevmek, O’nun sevgili kuluna uymak demekti. “Selam sana ya Rasulullah,” diye dua ettim. O’nun ümmeti olmak, sevgimin en güzel meyvesiydi.
 
Muhabbetullah, hayatıma bir anlam kattı. İlham geldiğinde şu gerçek belirdi: “Sevgisi için yaşamak ve sevgisi için ölmek.” Bu sevgi, beni bir mücadele yoluna yöneltti. Allah için sevdiklerime sarıldım, onların dertlerine derman olmaya çalıştım. “Seven sevdiğini yarı yolda bırakmaz,” diye düşünmüştüm bir gün. Bu sevgi, elinden tutmak, beraber yürümek, düşerse kaldırmaktı. Allah’a duyduğum sevgi, sevdiklerime olan sevgimi de şekillendirdi. Onları Allah için sevmek, bu yolculuğun bir parçasıydı.

Bu sevgi, beni tefekküre de taşıdı. Bir gün, sessiz bir köşede otururken, “Allah’ı neden seviyorum?” diye sordum kendime. Cevap, kalbimden yükseldi: “Çünkü O, beni yarattı. Çünkü O, bana hayat verdi. Çünkü O, her an yanımda.” Kur’an, bu sevgiyi pekiştiriyordu: “Allah, kendisine karşı gelmekten sakınanları sever.” Bu ayet, beni O’nun rızasına koşturdu. Muhabbetullah, bu koşunun adıydı.
 
Allah’a olan sevgi, dualarımla büyüdü. Bir gece, ellerimi açıp yalvardım: “Ya Rabbi, beni Sana layık bir kul eyle. Seni sevmekten, Senin yolunda yürümekten ayırma.”
“Allah’a teslim olan, O’nun sevgisine mazhar olur.” Her “Amin,” O’na biraz daha yaklaştırıyordu. Muhabbetullah, bu yakınlığın adıydı.
 
Sevgi, bir imtihanla da geliyordu. “Sevgisi büyüdükçe mücadelesi de imtihanı da zorlaşır, buna da sabr eder.” Hayatın dalgaları beni yorduğunda, Allah’a sığındım. “Allah bana yeter,” dedim. Bu sevgi, beni ayakta tuttu. Her zorlukta, her imtihanda, O’nu sevmek bana güç verdi. Muhabbetullah, bu gücün adıydı.
 
Allah’ı sevmek, sonsuz bir yolculuğa çıkmaktı. “Ümidini yitirmeden hayallerine sarılır, mutlaka o günün geleceğini bilir.” Allah’ı sevmek, O’nun rahmetine kavuşacağım günü özlemle beklemekti. Aziz Yoldaşım Kur’an, bu yolda en büyük rehberim oldu. “Allah’ı sevdikçe daha çok şükür ediyoruz,” demiştim bir an. Bu sevgi, beni O’na taşıyordu. Marifetullah’tan Muhabbetullah’a uzanan bu yol, sonsuzluğa bir selamdı.
 
Örnek Ayetler:
  • “De ki: Eğer Allah’ı seviyorsanız bana uyun ki, Allah da sizi sevsin ve günahlarınızı bağışlasın.” (Âl-i İmran Suresi, 3:31)
  • “Allah, sabredenleri sever.” (Âl-i İmran Suresi, 3:146)
  • “Allah, kendisine karşı gelmekten sakınanları sever.” (Âl-i İmran Suresi, 3:76)
 
Örnek Hadis:
  • “Kişi sevdiğiyle beraberdir.” (Buhari, Müslim)
 
Pratik Öneriler:
  • Her gün bir Esma-ül Hüsna’yı zikredin ve o ismin anlamını tefekkür edin; Allah’a olan sevginiz büyüyecek.
  • Namazlarınızı huşu içinde kılmaya özen gösterin; bu, Allah’a sevginizi ifade etmenin en güzel yoludur.
  • Sevdiklerinize Allah için dua edin; bu, sevginizi O’nun rızasına taşıyacaktır.
 
Düşündürücü Sorular:
  • Allah’a olan sevginizi ilk ne zaman hissettiniz?
  • Bu sevgi, hayatınızda hangi imtihanları aşmanıza yardımcı oldu?
 
 
Bölüm 4: Kur’an’ın Işığında Hayat
Kur’an, hayatımın pusulası oldu. Aziz Yoldaşım, can arkadaşım, dertlerime derman, gönlüme ferman sırdaşım… O’nu elime aldığım ilk günden beri, sadece bir kitap değil, bana yol gösteren bir rehber olduğunu hissettim. “Kur’an-ı Kerim’i güzelce anlamak, zihnine nakşetmek, hayatına yansıtmak ve başkalarına tebliğ etmek…” Bu, benim için bir hedef değil, bir yaşam biçimiydi. Kur’an, her ayetiyle bana bir kapı açıyor, her sûresiyle beni Allah’a yaklaştırıyordu.
 
Bu yolculuk, “Yaratan Rabb’inin adıyla oku!” emriyle başlamıştı. O ilk gün, Alak Suresi’nin ayetlerini okurken, kalbimde bir ışık yanmıştı. Ama asıl mucize, Kur’an’ı hayatıma yansıtmaya başladığımda ortaya çıktı. Bu, bana her anın kıymetini öğretti. Hayatın telaşı içinde kaybolurken, Kur’an bana durup nefes almayı, her anı Allah’la doldurmayı gösterdi. “Bu Kur’an, insanları en doğru yola iletir,” diyordu İsra Suresi. Bu ayet, hayatımın her köşesine bir pusula gibi yerleşti.
 
Kur’an’ı okumak, sadece kelimeleri takip etmek değildi; anlamak ve yaşamaktı. Bir sabah, namazdan sonra Fatiha Suresi’ni tekrar okudum. “Ancak sana kulluk eder ve ancak senden yardım dileriz,” diyordu. Bu ayet, bana günlük hayatımda neyi öncelemem gerektiğini hatırlattı. İşlerim karıştığında, kalbim sıkıştığında, “Allah’tan başka kimim var?” diye sordum kendime. “Allah’ım, Seni hissediyorum her nefeste. Bana verdiğin nimetlere şükredemiyorum, affet beni.” Kur’an, bana şükrü öğretti; her anı bir nimet olarak görmeyi gösterdi.
 
Hayatın imtihanları beni yorduğunda, Aziz Yoldaşım yanımdaydı. Bir gün, zor bir kararın eşiğindeyken, Bakara Suresi’ne sığındım: “Allah, kimseye gücünün yettiğinden fazlasını yüklemez.” Bu ayet, kalbime bir serinlik verdi. O an, ilham geldi: “İman, bir antivirüstür. Şeytan virüsüne karşı bizi korur.” Kur’an, hayatımın her anında bana bir kalkan oluyordu. Zorluklarda sabrı, bollukta şükrü, her durumda teslimiyeti öğretiyordu. Hayat, Kur’an’ın ışığında anlam buluyordu.
 
Kur’an, bana tefekkürü de kazandırdı. “Hayattan bir dakika ne kadar kıymetli, ne kadar mana dolu…” diye düşündüğüm bir akşam, sessizce oturdum. “Bir dakikada ne yapabilirim?” diye sorduğumda, ufkum açıldı… Bu basit hesap, bana hayatın her anını Allah’la geçirmenin mümkün olduğunu gösterdi. Kur’an, tefekkürü bir ibadet haline getiriyordu. “Göklerin ve yerin yaratılışında ibretler vardır,” diyordu Âl-i İmran Suresi. Bu ayet, beni kainata bakmaya, her zerrede Allah’ı görmeye davet ediyordu.
 
Hayatımı Kur’an’la yaşamak, dualarla doluyordu. Bir gece, ellerimi açıp yalvardım: “Ya Rabbi, beni Sana layık bir kul eyle. Kur’an’ı hayatıma rehber kıl.” “Ramazan’da dualarla kucaklaşmak, dualarla yatıp kalkmak…” Kur’an, bana dua etmeyi öğretti. Her ayet, bir dua gibiydi; her sûre, Allah’la bir sohbetti. “Rabbi’zidnî ilmen” (Rabbim, ilmimi artır) duasını okudukça, Kur’an’ı daha çok anlamak için bir arzu büyüdü içimde. Hayat, Kur’an’ın ışığında bir dua bahçesine dönüştü.
 
Kur’an, bana Efendimiz’i (s.a.v.) da sevdirdi. O’nun hayatını okudukça, Kur’an’ın canlı bir yansımasını gördüm. İlham geldiğinde şu gerçek belirdi: “Çölde açan bir güldü o. Aşkı ve acıyı ondan öğrendik.” Efendimiz’in (s.a.v.) Kur’an’la şekillenen hayatı, bana rehber oldu. Mirac gecesi, Allah’la buluştuğunda, bize namazı hediye getirmişti. Namazlarımda, “Allah’ım, beni Efendimiz’in yolundan ayırma,” diye dua ettim. Kur’an, O’nun izinde yaşamayı öğretiyordu. “Selam sana ya Rasulullah,” dedim her secdede. Hayatım, Kur’an’ın ışığında O’nunla anlam buluyordu.
Kur’an, bana sorumluluk da verdi. Yaratılmışların en şereflisi olma sebebiyle, nasıl bir sorumluluğumuz olduğunu her defasında hatırlıyordum.” Kur’an’ı hayatıma yansıtmak, sadece kendim için değil, başkaları için de bir şeyler yapmaktı. “İyilikleri emredeceğiz, kötülükten uzak tutacağız.” Kur’an, bana bu görevi vermişti. Hayat, Kur’an’ın ışığında bir emanet oldu; bu emaneti taşımak, imanımın bir gereğiydi.
 
Kur’an’la yaşamak, sabırla, şükürle, sevgiyle dolmaktı. Bir gün, zor bir anımda, “Allah bana yeter,” dedim. İlham geldi: “Allah’a teslim olan, O’nun sevgisine mazhar olur.” Kur’an, her imtihanda bana yol gösterdi. “Her zorlukla beraber bir kolaylık vardır,” diyordu İnşirah Suresi. Bu ayet, hayatımın her anında bir teselliydi. Kur’an, beni karanlıktan aydınlığa çıkaran bir nurdu.
 
Hayatımı Kur’an’la yaşamak, bir tefekkür, bir dua, bir sevgi yolculuğuydu. Aziz Yoldaşım, her an yanımdaydı. “Kur’an’a baktıkça, Allah’ı tanıyor, Allah’ı tanıdıkça daha çok seviyorum.” Bu, Marifetullah’tan Muhabbetullah’a uzanan yolun bir parçasıydı. Kur’an’ın ışığında hayat, sonsuz bir şükürle doluyordu.
 
Örnek Ayetler:
  • “Bu Kur’an, insanları en doğru yola iletir.” (İsra Suresi, 17:9)
  • “Allah, kimseye gücünün yettiğinden fazlasını yüklemez.” (Bakara Suresi, 2:286)
  • “Her zorlukla beraber bir kolaylık vardır.” (İnşirah Suresi, 94:6)
 
Örnek Hadis:
  • “Kur’an okuyun, çünkü o, kıyamet gününde size şefaatçi olacaktır.” (Müslim)
 
Pratik Öneriler:
  • Her gün bir sayfa Kur’an okuyun ve anlamını düşünün; hayatınızı nasıl şekillendirdiğini fark edin.
  • Namazlarınızı Kur’an’la zenginleştirin; her rekâtta bir ayet tefekkür edin.
  • Gün içinde “Hasbiyallah” (Allah bana yeter) diyerek, Kur’an’ın rehberliğine sığının.
 
Düşündürücü Sorular:
  • Kur’an, hayatınıza hangi kapıları açtı?
  • Günlük hayatınızda Kur’an’ın rehberliğini nasıl hissediyorsunuz?
 
 
Bölüm 5: İnsan Olmanın Sorumluluğu
 
İnsan, yaratılmışların en şereflisidir. “Yaratılmışların en şereflisi olma sebebiyle, nasıl bir sorumluluğumuz olduğunu her defasında hatırlıyordum.” Bu şeref, bir hediyeydi; ama aynı zamanda omuzlarımda bir emanet gibi duruyordu. Kur’an, bana bu sorumluluğu öğretti. “Siz, insanların iyiliği için ortaya çıkarılmış en hayırlı ümmetsiniz,” diyordu Âl-i İmran Suresi. Bu ayet, kalbime bir ok gibi saplanmıştı. İnsan olmak, sadece yaşamak değil, bu emaneti taşımak, iyiliği yaymak, kötülüğü uzaklaştırmaktı.
 
Bu sorumluluğu ilk fark ettiğimde, gençlik günlerim geride kalmıştı. Hayatın bir dizi film gibi akıp gittiğini görüyordum: çocukluk, gençlik, ilerleyen yıllar… Her bir bölüm, bana bir şeyler öğretmişti. “Çocukluğumuzda olduğu gibi, gençliğimizde de keşifler yapıyor, dünyaya geliş sebebini ve gayesini araştırıyoruz.” Ama asıl gerçeği Kur’an’la anladım: Dünya, bir geçiş diyarıydı; bir durak, bir mola yeri. Aslolan, ahiret yurduna hazırlıktı. İnsan olmanın sorumluluğu, bu hazırlığı yapmak, bu gayeye hizmet etmekti.
 
Kur’an, bana bu dünyada yalnız olmadığımı gösterdi. “Hep birlikte Allah’ın ipine sımsıkı sarılın,” diyordu Âl-i İmran Suresi. Bu ayet, beni bir ümmetin parçası yaptı. İnsan olmak, sadece kendi hayatını değil, başkalarının hayatını da düşünmekti. “İyilikleri emredeceğiz, kötülükten uzak tutacağız, ancak o zaman gerçek manada iman etmiş olacağız.” Kur’an, bana bu görevi vermişti. Hayat, Kur’an’ın ışığında bir emanet oldu; bu emaneti taşımak, imanımın bir gereğiydi.
 
Bir gün, sessizce otururken, “İnsan neden var?” diye sordum kendime. Aziz Yoldaşım Kur’an, cevabı fısıldadı: “Ben, cinleri ve insanları ancak bana kulluk etsinler diye yarattım.” (Zâriyât Suresi, 51:56) Bu ayet, kalbimde bir ışık yaktı. İnsan olmak, Allah’a kul olmaktı. Ama bu kulluk, sadece namaz kılmak, dua etmek değildi; hayatın her anında O’nun rızasını aramaktı. “Doğruları yanlışlardan ayırıp, hayatımıza bir anlam vermek için uğraşıyoruz.” Bu anlam, Kur’an’la şekilleniyordu.
 
İnsan olmanın sorumluluğu, bana sabrı da öğretti. Hayat, imtihanlarla doluydu. Bir gün, zor bir anımda, Kur’an’a sığındım. “Her zorlukla beraber bir kolaylık vardır,” diyordu İnşirah Suresi. Bu ayet, kalbime bir teselliydi. “Allah’ım, beni Sensiz bırakma.” Sabır, bu sorumluluğun bir parçasıydı. Kur’an, bana her imtihanda “Allah bana yeter” demeyi öğretti. İnsan olmak, bu sabırla ayakta durmaktı.
 
Kur’an, bana başkaları için çabalamayı da gösterdi. Bir akşam, çocuklarıma bakarken, “Bu emaneti nasıl taşıyacağım?” diye düşündüm. İlham geldi: “Her bir fikir ve düşüncenin Rabb’imizden bizlere bir emanet olduğunu anlıyordum.” Kur’an, bana bu emaneti sadece kendim için değil, sonraki nesiller için de korumayı öğretti. “Aslolan ahiret yurduna hazırlık. Bu hazırlıkları yapmak için çaba gerekiyor.” İnsan olmak, bu çabayı göstermekti.
 
Efendimiz (s.a.v.), bu sorumluluğun en güzel örneğiydi. O’nun hayatını okudukça, insan olmanın ne demek olduğunu daha iyi anladım. “O’nun sayesinde tenezzül buyurdu Allah yüreklerimize.” Efendimiz, Kur’an’ı hayatına öyle bir yansıtmıştı ki, her adımı bir dersdi. Bir gün, O’nun ümmetine olan sevgisini düşündüm. “Birbirinizi sevmedikçe iman etmiş olamazsınız,” demişti. Bu hadis, bana insan olmanın bir başka sorumluluğunu öğretti: Sevgiyle birleşmek, ümmet olmak. “Selam sana ya Rasulullah,” diye dua ettim. O’nun izinde yürümek, bu sorumluluğun bir parçasıydı.
 
İnsan olmanın sorumluluğu, bana tefekkürü de kazandırdı. Bir sabah, güneş doğarken, “Bu dünya neden var?” diye sordum kendime. Kur’an, cevabı verdi: “Göklerin ve yerin yaratılışında ibretler vardır.” Bu ayet, beni kainata bakmaya, her zerrede Allah’ı görmeye davet etti. İlham geldiğinde şu gerçek belirdi: “Dünya sadece bir geçiş diyarı, bir mola yeri.” İnsan olmak, bu geçiciliği fark etmek, asıl yurda hazırlanmaktı. Tefekkür, bu farkındalığın bir meyvesiydi.
 
Kur’an, bana iyiliği emretmeyi, kötülüğü uzaklaştırmayı da öğretti. Bir gün, çevremdeki bir yanlış karşısında sessiz kalamayacağımı hissettim. “İyiliği emredip kötülükten sakındıran bir topluluk bulunsun,” diyordu Âl-i İmran Suresi. Bu ayet, beni harekete geçirdi. “Birlikten kuvvet doğar, birlikte bereket vardır.” İnsan olmak, bu birliği sağlamak, ümmet için çabalamaktı.
 
İnsan olmanın sorumluluğu, bir sevgiyle doluydu. Kur’an, bana Allah için sevmeyi öğretti. “Allah’ın rızasını kazanmak için önce birbirimizi Allah için seveceğiz.” Bu sevgi, beni sevdiklerime, ümmete, insanlığa karşı sorumlu kıldı. İnsan olmak, bu sevgiyi yaşamak ve yaymaktı. Kur’an’ın ışığında, her adımda bu sorumluluğu hissettim.
 
Bu sorumluluk, beni Allah’a yaklaştırdı. Bir gece, ellerimi açıp dua ettim: “Ya Rabbi, beni bu emanete layık kıl. Kur’an’ı hayatıma rehber eyle.” “İnsan olmanın farkındalığını düşündükçe, hamd etmenin ne kadar güzel bir duygu olduğunu daha iyi anlıyoruz.” İnsan olmak, bu şükrü taşımak, bu emaneti hakkıyla yaşamaktı.
 
Örnek Ayetler:
  • “Siz, insanların iyiliği için ortaya çıkarılmış en hayırlı ümmetsiniz.” (Âl-i İmran Suresi, 3:110)
  • “Ben, cinleri ve insanları ancak bana kulluk etsinler diye yarattım.” (Zâriyât Suresi, 51:56)
  • “Her zorlukla beraber bir kolaylık vardır.” (İnşirah Suresi, 94:6)
 
Örnek Hadis:
  • “Birbirinizi sevmedikçe iman etmiş olamazsınız.” (Müslim)
 
Pratik Öneriler:
  • Her gün bir iyilik yapın; bu, insan olmanın emanetini taşımaktır.
  • Kur’an’dan bir ayet seçip, günlük hayatınıza nasıl uygulayacağınızı düşünün.
  • Sevdiklerinize Allah için dua edin; bu, ümmet bilincinizi güçlendirecektir.
 
Düşündürücü Sorular:
  • İnsan olmanın sizin için en büyük sorumluluğu nedir?
  • Kur’an, size hangi emaneti hatırlatıyor?
 
Bölüm 6: Sevgi ve Fedakarlık
 
Sevgi, Allah için olunca anlam buluyor. “Allah’ın rızasını kazanmak için önce birbirimizi Allah için seveceğiz.” Bu sevgi, kalbimde bir tohum gibi yeşerdi; teslimiyetle başladı, Allah’ı tanımakla büyüdü ve O’na olan sevgimle hayat buldu. “Seven inancıyla yaşar, inandıklarına bağlı kalır, güvenir, yaratılış gayesini sever.” Allah için sevmek, sadece bir duygu değil, bir yaşam biçimiydi; sabırla, fedakârlıkla, mücadeleyle yoğrulan bir sevgi.
 
Bu sevgi, Aziz Yoldaşım Kur’an’la tanıştığım o ilk gecede filizlenmişti. “Yaratan Rabb’inin adıyla oku!” emri, kalbime bir ışık gibi düşmüştü. O günden sonra, her namazda, her duada, her tefekkürde bu sevgi büyüdü. Bir gün, secdede, “Allah’ım, Seni seviyorum,” diye mırıldandım. O an, içimde bir huzur dalgası yayıldı. Kur’an, bana sevginin en güzel halini öğretiyordu: “İman edenler, Allah’ı çokça severler.” Bu ayet, sevgimin temelini sağlamlaştırdı. Allah’ı sevmek, O’nun rızasına koşmak demekti.
 
Sevgi, fedakârlıkla şekilleniyordu. “Seven sevdiğini yarı yolda bırakmaz, elinden tutar, beraber yürür, düşerse kaldırır.” Bir akşam, bir dostumun zor bir anında yanında durdum. Saatlerce dertleştik, dua ettik. Gözleri dolduğunda, “Allah için buradayım,” dedim. O an, ilham geldi: “Sevgisi için yaşamak ve sevgisi için ölmek.” Allah için sevmek, sabır demekti, çaba demekti. Sevdiklerimin yükünü paylaşmak, onları Allah’a emanet etmek… Bu sevgi, beni ayakta tutuyordu.
 
Allah için sevmek, imtihanlarla sınanıyordu. “Sevgisi büyüdükçe mücadelesi de imtihanı da zorlaşır, buna da sabr eder.” Bir gün, hayatın dalgaları beni yorduğunda, Aziz Yoldaşım’a sığındım. “Allah, sabredenleri sever,” diyordu Âl-i İmran Suresi. Bu ayet, kalbime bir serinlik verdi. Sevdiklerim için dua ederken, sabırla beklerken, fedakârlıkla adım atarken, bu sevginin gücünü hissettim. Allah için sevmek, her zorlukta “Allah bana yeter” demekti.
 
Bu sevgi, şükürle doluydu. Bir sabah, güneşin doğuşunu izlerken, “Allah’ım, ne güzel yaratıyorsun,” diye mırıldandım. “Aldığım her nefeste Seni hissediyorum.” Allah’ı sevmek, O’nun nimetlerini fark etmekti. Sevdiklerimin gülüşü, bir çiçeğin açışı, bir kuşun kanat çırpışı… Hepsi, O’nun sevgisinin bir yansımasıydı. Kur’an, bana şükrü öğretiyordu: “Allah’a karşı gelmekten sakınanları sever.” Bu sevgi, beni O’nun rızasına yöneltiyordu.
 
Efendimiz (s.a.v.), sevginin en güzel örneğiydi. O’nu düşündükçe, kalbim bir gül bahçesi gibi açılıyordu. İlham geldi: “Çölde açan bir güldü o. Rengi solmaz, kokusu tükenmez bir gül.” Efendimiz’in (s.a.v.) Allah’a olan sevgisi, bana yol gösteriyordu. Mirac gecesi, göklere yükseldiğinde, Allah’la buluşmuş, bize namazı hediye getirmişti. O’nun ümmetine olan sevgisi, beni derinden etkiledi. “Kişi sevdiğiyle beraberdir,” demişti Efendimiz. Bu söz, kalbime bir müjde gibi yerleşti. Allah’ı sevmek, O’nun sevgili kuluna uymak demekti. “Selam sana ya Rasulullah,” diye dua ettim her secdede. Bu sevgi, ümmet olmanın bir nişanesiydi.
 
Sevgi, sevdiklerime karşı da bir sorumluluktu. “Seven, sevdikleri için kalkan olur, zırh olur, asla vazgeçmez.” Bir gün, ailem için dua ederken, “Allah’ım, onları Sana emanet ediyorum,” dedim. Bu sevgi, onların yükünü paylaşmak, dertlerine derman olmak demekti. “Sevdikleri için çabalar, uğraşır, yorulur, düşer, kalkar.” Allah için sevmek, bu çabayı göstermekti. Sevdiklerimi Allah’a emanet ettikçe, sevgim O’nun rızasına taşınıyordu.
Bu sevgi, hayatıma bir anlam kattı. “Hayata meydan okumaktır sevmek, zorluklara göğüs germektir.” Allah için sevmek, beni bir mücadele yoluna yöneltti. Bir dostumun gözyaşlarını silmek, bir çocuğun elinden tutmak, ümmetin dertlerine dua etmek… Hepsi, bu sevginin bir parçasıydı. Kur’an, bana bu sevgiyi öğretiyordu: “İyilik edenleri sever.” Bu ayet, beni iyiliğe koşturdu. Sevgi, fedakârlıkla büyüyordu.

Sevgi, dualarla doluyordu. Bir gece, ellerimi açıp yalvardım: “Ya Rabbi, beni sevdiklerinle beraber kıl. Sevgimi Sana layık eyle.” İlham geldiğinde şu gerçek belirdi: “Allah’a teslim olan, O’nun sevgisine mazhar olur.” Her dua, beni O’na yaklaştırıyordu. Sevdiklerim için ettiğim her “Amin,” bu sevgiyi pekiştiriyordu. Allah için sevmek, dualarla kucaklaşmaktı.
 
Bu sevgi, bir imtihandı da. “Üzülürse teselli eder, yorulursa kol kanat gerer.” Bir gün, sevdiklerimden biri zor bir an yaşadığında, yanında durdum. Sabırla, şefkatle, dua ile… “Her türlü fedakârlığı göze alır,” diye düşünmüştüm bir an. Allah için sevmek, bu fedakârlığı göstermekti. Kur’an, bana sabrı öğretiyordu: “Allah, sabredenleri sever.” Bu sevgi, her imtihanda beni güçlü kıldı.

Allah için sevmek, sonsuz bir yolculuktu. “Ümidini yitirmeden hayallerine sarılır, mutlaka o günün geleceğini bilir.” Bu sevgi, beni O’nun rahmetine kavuşacağım güne hazırlıyordu. Aziz Yoldaşım Kur’an, bu yolda rehberimdi. “Allah’ı sevdikçe daha çok şükür ediyoruz,” demiştim bir an. Sevgi, şükürle, sabırla, fedakârlıkla doluyordu. Muhabbetullah’tan sonraki bu adım, beni ümmetin birliğine taşıyacaktı.
 
 
Örnek Ayetler:
  • “İman edenler, Allah’ı çokça severler.” (Bakara Suresi, 2:165)
  • “Allah, sabredenleri sever.” (Âl-i İmran Suresi, 3:146)
  • “Allah, iyilik edenleri sever.” (Bakara Suresi, 2:195)
 
Örnek Hadis:
  • “Kişi sevdiğiyle beraberdir.” (Buhari, Müslim)
 
Pratik Öneriler:
  • Her gün sevdiklerinize Allah için bir iyilik yapın; bu, sevginizi O’nun rızasına taşıyacaktır.
  • Namazdan sonra “Allah’ım, sevgimi Sana layık kıl” diye dua edin.
  • Bir zorlukta sabredin ve “Allah için seviyorum” diyerek fedakârlık gösterin.
 
Düşündürücü Sorular:
  • Allah için sevmek, hayatınıza nasıl bir anlam kattı?
  • Fedakârlık, sevginizi nasıl güçlendirdi?
 
Bölüm 7: Birlik ve Kardeşlik
 
“Ya Rabbi! Filistin’in mazlumlarına rahmetinle nazar kıl, Gazzeli kardeşlerimize sabır ver. Onları zalimlerin elinden kurtar, ümmeti birleştir. Amin.”
 
Sevgi ve fedakârlıkla dolu bir kalp, beni Allah’a yakınlaştırırken, bir yandan da gözlerimi daha büyük bir ufka açmıştı. Allah için sevmek, sadece kendi çevremle sınırlı bir duygu değildi; bu sevgi, beni adım adım ümmetin ortak acısına, ortak umuduna taşımıştı. Bir sabah, Mavi Marmara gemisinin saldırıya uğradığını duyduğumda, kalbim sıkıştı. Televizyonda o görüntüleri izlerken, “Filistin bizim meselemizdir. Furkanlar bizden hesap soracak.” O an, ümmetin bir parçası olduğumu tüm hücrelerimle hissettim. Kardeşlerimiz, özgürlük uğruna canlarını feda ederken, ben de dua ile, kalemimle, kalbimle yanlarında durdum.

Ama bu, sadece bir başlangıçtı. Filistin’in kalbi Gazze, 2006’dan beri abluka altında, adeta bir açık hava hapishanesine dönüşmüş durumda. Son 15 ayda – Ekim 2023’ten Şubat 2025’e – ise Gazze yerle bir edildi. Çocukların çığlıkları, annelerin feryatları, ümmetin yüreğinde bir yara gibi kanıyor. “Filistin özgür oluncaya kadar, karada, havada, denizde Gazze yankılanacak.” Gazze, insanlık ve barışın ne kadar kıymetli olduğunu tüm dünyaya gösteriyor. Özgürlük, sadece ‘özgür dünya’ diye anılan yerlerde değil, Gazze’de, Filistin’de, tüm mazlum halklarda olmalı.
 
Gazze’nin acısı, insanlığın vicdanına bir soru işareti koyuyor. 2006’dan beri abluka altında, milyonlarca insan bir açık hava hapishanesinde yaşamaya mahkûm edildi. Son 15 ayda ise bombardımanlar, yıkımlar ve kayıplar, bu zulmü bir kat daha görünür kıldı. Ama bu mücadele, sadece Gazze’yle sınırlı değil. Myanmar’daki Rohingyalar, Suriye’deki mülteciler, Yemen’deki açlar… Mazlum halkların çığlığı, özgürlüğün evrensel bir hak olduğunu haykırıyor. Bir akşam, Gazzeli bir çocuğun yıkılmış evinin önünde ağladığını izlerken, gözümde şu sahne canlandı: Bir anne, çocuğuna sarılmış, dua ediyor. O an, kendime sordum: “Ben ne yapıyorum?” Ümmetin birliği, sadece dua etmekle değil, el ele vermekle, zalime karşı durmakla, mazluma sahip çıkmakla olur.
 
İslam, bu birliği ve barışı getirecek evrensel bir mesajdır. Aziz Yoldaşım Kur’an, bütün insanlığa bir nur ve umut ışığıdır. “Ey insanlar! Size Rabbinizden bir öğüt... geldi,” diyordu Nisa Suresi. Kur’an, sadece ümmete değil, tüm insanlığa sesleniyordu. İlham geldiğinde şunu hissetmiştim: “Birlikten kuvvet doğar, birlikte bereket vardır.” İslam, barışın ve huzurun temeliydi; Gazze’nin acısı, bu mesajın ne kadar acil olduğunu gösteriyordu. Mavi Marmara’da canlarını verenler, Gazze’de direnenler, bu nurun birer şahidiydi. “Hep birlikte Allah’ın ipine sımsıkı sarılın,” diyordu Kur’an. Bu ayet, ümmet birliğini insanlık birliğine taşıyan bir çağrıydı.
 
Sevgi ve fedakârlık, bu birliğe dönüşmeli. Özgürlük, sadece bazılarına değil, herkese ait bir hak olmalıydı. İslam, tüm dünyaya barış ve huzur getirecek bir sistemdir; Aziz Yoldaşım Kur’an, bu yolda bir nurdur. “Bu Kur’an, insanlara bir hidayettir,” diyordu Casiye Suresi. Gazze’nin ablukası, Mavi Marmara’nın direnişi, mazlum halkların feryadı, bu mesajın insanlığa ulaşması için bir vesileydi. Efendimiz (s.a.v.) demişti ki: “Müminler bir beden gibidir.” Bu sevgi, Gazzeli kardeşlerimiz için, tüm mazlumlar için bir kalkan olmalıydı. Gazze özgür olmadan, insanlık barışa kavuşamaz.
 
Bir gece, Gazzeli çocuklar için dua ederken, “Ya Rabbi, ümmeti birleştir,” diye yalvardım. O an, İslam’ın evrensel bir sistem olduğunu bir kez daha hissettim. Özgürlük, sadece ‘özgür dünya’ ile sınırlı kalamaz; Gazze’de, Filistin’de, tüm mazlum topraklarda yankılanmalı. İslam, barış ve huzurun anahtarıdır. Aziz Yoldaşım, bu yolda insanlığa umut ışığı oluyordu. “Allah, adaletle hükmedenleri sever,” diyordu Kur’an. Bu adalet, mazlumların özgürlüğüne kavuşmasıyla gerçekleşecekti.

“Ya Rabbi! Filistin’in mazlum evlatlarına rahmetinle nazar kıl, Gazzeli kardeşlerimize sabır ve güç ver. Onların gözyaşlarını dindir, yaralarını sar, evlerini yeniden inşa et. 2006’dan beri abluka altında inleyen Gazze’yi özgürlüğe kavuştur, açık hava hapishanesinde tutsak kalan kullarına barış ve huzur lütfeyle. Son 15 ayda yerle bir olan bu topraklarda direnenlere, çocuklarına sarılıp ağlayan annelere, evladını yitiren babalara dayanma gücü ihsan et. Zalimlerin zulmünü yerle bir et, mazlumların duasını kabul buyur.

Ya Rabbi! Ümmeti birleştir, bize sevgiyi, fedakârlığı ve birliği nasip et ki, Gazzeli kardeşlerimiz yalnız kalmasın, Filistin özgür olsun. Aziz Yoldaşım Kur’an’ın nurunu tüm dünyaya yay, mazlumları özgür kıl. Efendimiz’in (s.a.v.) şu hadisi ilham oldu: ‘Müminler bir beden gibidir; bir uzvu rahatsız olduğunda diğerleri de uykusuz kalır, ateşlenir.’ Gazze’nin acısını kalbimizde hissedelim, ümmet olarak bir olalım. Yine Efendimiz’in (s.a.v.) buyruğu: ‘Müminin duası, kardeşine ettiği duadır.’ Filistinliler, Gazzeliler ve tüm mazlumlar için ettiğim bu dua, kardeşlerimizin kurtuluşuna vesile olsun.
 
Ya Rabbi! İslam’ı, barış ve huzurun sistemi olarak dünyaya hâkim eyle. ‘Ey insanlar! Size Rabbinizden bir öğüt geldi,’ buyuran Kur’an’ı, insanlığa umut ışığı yap. Zalimlerin karşısında mazlumların yanında durmayı nasip et. Efendimiz’in (s.a.v.) ‘Birbirinizi sevmedikçe iman etmiş olamazsınız,’ sözü zihnimi, kalbimi, ufkumu açtı; sevgimizle, birliğimizle, dualarımızla Gazzeli kardeşlerimize, tüm mazlumlara kalkan olalım. Amin.”
 
Örnek Ayetler:
  • “Hep birlikte Allah’ın ipine sımsıkı sarılın, ayrılığa düşmeyin.” (Âl-i İmran Suresi, 3:103)
  • “Ey insanlar! Size Rabbinizden bir öğüt... geldi.” (Nisa Suresi, 4:1)
  • “Allah, adaletle hükmedenleri sever.” (Maide Suresi, 5:42)
 
Örnek Hadisler:
  • “Müminler bir beden gibidir...” (Buhari, Müslim)
  • “Birbirinizi sevmedikçe iman etmiş olamazsınız.” (Müslim)
 
Pratik Öneriler:
  • Her gün Gazzeliler ve mazlumlar için dua edin; bu, ümmet birliğini güçlendirir.
  • İslam’ın barış mesajını çevrenizle paylaşın, birliği teşvik edin.
  • Mazlumlar için bir iyilik yapın; bu, sevginizi eyleme döker.
 
Düşündürücü Sorular:
  • Ümmet birliği, mazlumların özgürlüğüne nasıl katkı sağlar?
  • İslam’ın barış mesajı, hayatınıza nasıl yansıyor?
 
Sonuç: Yolculuğun Özü
 
Bu yolculuk, bir arayışla başladı; “Oku, anla ve yaz!” emriyle kalbim titredi. Gençlik günlerimin belirsiz yollarında, bir sabah Aziz Yoldaşım Kur’an’la tanıştım. Zihnimde bir ışık belirdi: “Yaratan Rabb’inin adıyla oku!” O an, teslimiyetle filizlenen bir tohum kalbime ekildi. İman, dilimde “Allah” derken, kalbimde tasdikle büyüdü. Teslimiyet, sadece bir başlangıç değil, bir yaşam biçimiydi; beni Allah’a yakınlaştıran ilk adımdı.
 
Bu yol, Allah’ı tanımakla derinleşti. Gökyüzüne bakarken ilham geldi: “Göklerin ve yerin yaratılışında ibretler vardır.” Kainat, Allah’ın açık bir kitabıydı; her yaprakta, her damlada O’nu gördüm. Tefekkür, bu yolculuğun anahtarı oldu. Allah’ı tanımak, her anı O’nunla doldurmaktı.
 
Sevgi, bu yolculuğun kalbiydi. Bir gün, namaz kılarken defalarca “Allah’ım, Seni seviyorum.” dediğimi çok iyi hatırlıyorum. Muhabbetullah, sabırla, fedakârlıkla büyüdü. “İman edenler, Allah’ı çokça severler,” diyordu Kur’an. Bu sevgi, sevdiklerime karşı bir sorumluluk oldu; Allah için sevmek, elinden tutmak, düşerse kaldırmaktı. Hayat, sevgiyle anlam buldu.
Aziz Yoldaşım Kur’an, bu sevgiyi hayata taşımamı sağladı. Bir sabah, Fatiha’yı okurken “Ancak sana kulluk ederiz.” Kur’an, pusulam oldu; zorluklarda sabrı, bollukta şükrü öğretti. Her ayet, bir dua gibiydi; her sûre, Allah’la bir sohbet. “Bu Kur’an, insanlara bir hidayettir,” diyordu Casiye Suresi. Hayat, Kur’an’ın ışığında bir bahçeye dönüştü.

İnsan olmanın sorumluluğu, bu yolculuğu bir emanete çevirdi. “İnsan neden var?” diye sorduğumda ilham geldi: “Bana kulluk etsinler diye yarattım.” İnsanlık, yaratılmışların en şereflisiydi; bu şeref, omuzlarımda bir görevdi. “Siz, insanların iyiliği için çıkarılmış en hayırlı ümmetsiniz,” diyordu Kur’an. Bu emanet, iyiliği emretmek, kötülüğü uzaklaştırmaktı.
 
Sevgi, fedakârlıkla birleşti; bir dostun, bir mazlumun zor anında “Seven sevdiğini yarı yolda bırakmaz.” dedim ve Allah için sevmek, beni ümmetin ortak acısına taşıdı. Mavi Marmara’yı duyduğumda, Gazzeli çocukların çığlıklarını işittiğimde: “Filistin bizim meselemizdir” dedim. Ümmet birliği, sevgi ve fedakârlığın meyvesiydi.
 
Bu yolculuk, ümmet birliğinden insanlık birliğine uzandı. Gazze, 2006’dan beri abluka altında, son 15 ayda yerle bir edildi. Ama bu, sadece Gazze’yle sınırlı değildi; mazlum halkların çığlığı, özgürlüğün evrensel bir hak olduğunu haykırıyordu. İslam, tüm dünyaya barış ve huzur getirecek bir sistemdi. Aziz Yoldaşım Kur’an, bu yolda bir nurdu. “Ey insanlar! Size Rabbinizden bir öğüt geldi,” diyordu Nisa Suresi. Gazze’nin acısı, bu mesajın insanlığa ulaşması için bir vesileydi.
 
Şimdi, bu yolculuğun özü burada yatıyor: Teslimiyetle başlayan, sevgiyle büyüyen, birliğe uzanan bu yol, hepimizi Kur’an’ın ışığında yaşamaya çağırıyor. “Hep birlikte Allah’ın ipine sımsıkı sarılın,” diyor Aziz Yoldaşım. Bu davet, sadece ümmete değil, tüm insanlığadır. İslam, barışın anahtarı; Gazze, bu barışın ne kadar acil olduğunu gösteriyor. Efendimiz (s.a.v.) demişti ki: “Birbirinizi sevmedikçe iman etmiş olamazsınız.” Bu sevgi, mazlumlar için bir kalkan, insanlık için bir umut olmalı.
 
Siz de bu yolculuğa davetlisiniz. Kur’an’ı elinize alın, okuyun, anlayın, yaşayın. Bir dakikanızı ayırın; bir Fatiha okuyun, bir mazlum için dua edin. Gözlerinizi ufka dikin; Gazze’nin, Filistin’in, tüm mazlumların özgürlüğüne bir adım olun. İslam’ın barış mesajını kalbinize nakşedin, ümmetin birliğini hissedin. Aziz Yoldaşım, bu yolda rehberiniz olacak; “Bu Kur’an, insanlara bir hidayettir,” diyor. Hayatınız, bu nur ile dolsun.
 
“Ya Rabbi! Bizi bu yolculuğa layık kıl, Kur’an’ın nurunu kalplerimize nakşet. Gazzeli kardeşlerimizi, Filistin’in mazlumlarını, tüm mazlum halkları rahmetinle kuşat. Onların gözyaşlarını dindir, yaralarını sar, özgürlüklerini lütfeyle. Ümmeti birleştir, bize sevgi ve dayanışma ver. Zalimlerin zulmünü sonlandır, mazlumların duasını kabul et. Efendimiz’in (s.a.v.) şu hadisi ilham oldu: ‘Müminler bir beden gibidir; bir uzvu rahatsız olduğunda diğerleri de uykusuz kalır.’ Mazlumların acısını kalbimizde hissedelim. ‘Müminin duası, kardeşine ettiği duadır,’ buyurdu Efendimiz; bu dua, insanlığın barışına vesile olsun. İslam’ı dünyaya nur kıl, bizi adaletle hükmedenlerden eyle. Amin.”
 
Örnek Ayetler:
  • “Bu Kur’an, insanlara bir hidayettir.” (Casiye Suresi, 45:20)
  • “Hep birlikte Allah’ın ipine sımsıkı sarılın.” (Âl-i İmran Suresi, 3:103)
  • “Ey insanlar! Size Rabbinizden bir öğüt geldi.” (Nisa Suresi, 4:1)
 
Örnek Hadisler:
  • “Birbirinizi sevmedikçe iman etmiş olamazsınız.” (Müslim)
  • “Müminler bir beden gibidir...” (Buhari, Müslim)
 
Pratik Öneriler:
  • Her gün Kur’an’dan bir ayet okuyun, hayatınıza yansıtın.
  • Ümmetin birliği için dua edin, mazlumlara sahip çıkın.
  • Bir iyilik yapın; bu, sevginizi eyleme döker.
 
Düşündürücü Sorular:
  • Bu yolculuk, hayatınıza nasıl bir anlam kattı?
  • Kur’an’ın nuru, sizi nasıl bir birliğe çağırıyor?
 

10. Februar 2024

Aziz Yoldaşım

Mukaddime

'Oku, Anla ve Yaz!' 

- Peki, nasıl okuyayım? Nasıl anlayayım? Nasıl yazayım?

'Yaratan Rabb’inin adıyla Oku, yaratan Rabb’inin adıyla anla ve yaratan Rabb’inin adıyla yaz!
 
- Ama, ne için? Hangi amaçla?
 
Tüm kainatın yaratıcısı ve yegane sahibi, Rabb'in olan Allah tarafından gönderilen, yaratılışa ve hayata dair ne varsa, ayet ayet, sûre sûre muhatap olacağın bu kitabı, yani Kuran-ı Kerim'i, güzelce anlamak, zihnine nakşetmek, hayatına yansıtmak ve başkalarına tebliğ etmek amacıyla oku, anla ve yaz! 

-  Okurken, anlarken, yazarken nelere dikkat etmeliyim? 

Bâtıl değerler, sahte ilâhlar adına değil; onların rızası için, onların istediği doğrultuda değil; yalnızca Rabb’inin adıyla Oku, Anla ve Yaz! 
(Alak Suresinden ilham alınarak)

Kadir Gecesi yer yüzüne inen ve Efendimiz'e (asm) Cebrail (as) aracılığıyla vahyedilen ilk 5 ayetiyle Alak Suresinin gerçek manasını idrak ettiğim o ilk günden itibaren, zihnimde oluşan anlamıyla, ilk defa, kiminle muhatap olduğumu, beni kimin muhatap aldığını öğrenecektim. Büyük gün gelmiş, tüm kainatın tek sahibi olan Allah azze ve celle ile, yani O'nun sözü olan Kuran-ı Kerim ile buluşma gerçekleşmişti.

Ama nasıl olurdu? 25 yıllık bir hayatı geride bırakmama rağmen, hayat serüvenimde daha önce hiç bu kadar heyecanlanmamıştım. Hidayet denilen duygu bu muydu yoksa? Yıllarca özlemle beklediğim o an, artık içimde duygu yüklü bir gemi gibi huzur limanına demirliyor gibiydi.

Okumuş, anlamış ve ilk defa hissetmiştim. Anlamıştım artık, zira Rabbimizin vahyettiği hiçbir ayet anlamsız değildi, ne Kuran-ı Keriminde, ne de Kitab-ı Kainatında.

Teslim olmuştum, bütün azalarımla, hücrelerimle, dilimin ikrar ettiğinde, kalbimin nasıl tasdik ettiğine şahit oluyordum. İman etmek bu olsa gerekti, diye düşündüm.

O andan itibaren, 10 yıl boyunca, Marifetullahtan Muhabbetullaha giden bir yol üzerinde, sevginin sonsuz bir nimet olduğunu idrak edecektim. Onun adıyla yaşıyor olmak, dünyanın üzerinde Onun lütuf ve keremiyle rızıklanmak, İman gibi büyük bir nimete ermek aynı zamanda büyük bir sorumlukuk taşıdığımızı gösteriyordu. Yaratılmışların en şereflisi olma sebebiyle, nasıl bir sorumluluğumuz olduğunu da her defasında hatırlıyordum. Bundan dolayı her bir fikir ve düşüncenin Rabbimizden bizlere bir emanet olduğunu anlıyordum.

Bu kitabın benden sonraki nesillere bir emanet olmasını Rabbimden niyaz ederek başlıyorum satırlarıma.

İnsanlık tarihi boyunca bizlere emanet edilmiş tüm değerlerin özeti durumunda olan Aziz Yoldaşım, yani Kuran-ı Kerim. Efendimize (asm) indiği Kadir Gecesinden itibaren, o kadar güncel ve taze ki.

Benim Aziz Yoldaşım, can arkadaşım, dertlerime derman, gönlüme ferman sırdaşım. Seni bana yoldaş eyleyen yüceler yücesi, bütün alemlerin Rabbi olan Allaha sonsuz hamdü senalar olsun.

Ve sen, Efendimiz, aleyhisselatu vesselam, o vahyin seçilmiş, övülmüş Elçisi, tüm alemlere Rahmet Peygamberi. Seni Rabbimiz Kuran-ı Keriminde nasıl övdüyse, seni öyle övüyoruz. Salat sana, selam sana ya Rasulullah. Selam olsun tüm resul ve nebilere.

Velhamdulillahirabbilalemin el Fatiha

Bismillahirrahmanirrahim
Elhamdulillahi Rabbil alemin er rahmanirrahim meliki yevmiddin, iyya kenabudu ve iyya kenestaiyn, ihdinessıratel mustakim, sıratalleziyne en amte aleyhim, gayril mabudu aleyhim ve leddallin. Amin

Duvar yazıları

Duvarlara yazılan mesajları hepimiz çok iyi biliyoruz. Şehrin sokaklarında yürüdüğümüz zaman evlerin duvarlarında yazılanları fark ediyor, okuyoruz. Ve bu yazılanların kimlere ait olduğunu az çok tahmin edebiliyoruz. Verilen mesajları anlamak pek zor olmuyor, kısa ve öz, bir slogan oluyor genelde. İşte buna benzer kısa ve öz mesajlar, oturma odamızda duvarımızı süslüyordu. Zihnimize yerleşen bu sözler, bir tablo şeklinde, alt alta yazılı tam anlamıyla bir manifesto tarzında, her baktığımızda ahlak ve maneviyatımızı destekleyecek nitelik ve kalitede tavsiyelerde bulunuyordu.

Peki ne yazıyordu bu tablo içerisinde?

"Dost istersen Allah yeter."
"Yârân istersen Kur'ân yeter."
"Mal istersen kanaat yeter."
"Düşman istersen nefis yeter."
"Nasihat istersen ölüm yeter." (Kaynak Risale-i Nur)

Bir tabloda Mekke, bir tabloda Lafzatullah, oturma odamız Kabenin şubesi bir mescid gibiydi. Böyle bir evde, hassasiyeti yüksek birer anne babanın evladı olmak, nasıl bir mutluluk ve huzur veriyordu. Yıllar sonra hatırası bile bu kadar canlı duruyor, zihnimde ve kalbimde.

Gül Bahçesi

Bir annenin veya bir babanın okuma yazmaları olmayabilir, hiç okul görmemiş olabilirler. Ancak bu, onların kocaman yürekleriyle okumadıkları veya yazmadıkları anlamına gelmez. Bilakis, onların okuması ve yazması destan niteliğindedir. Onlar, İslamdan aldıkları ilhamı, özellikle de İslam alimlerinden dinleyerek öğrendiklerini çocuklarına aktarmaları takdire şayandır. Böyle bir annenin ve babanın evladı olarak daha küçük yaşlarda bir İslam aile okulu içerisinde bulunduğumu rahatlıkla söyleyebilirim. İçerikler belki çok geniş kapsamlı değildi. Ama ne hikmetse çok sağlam ve kalıcı bir tesir bırakıyordu bende. Yıllar sonra 6 kitaplık Aile Okulı diye bir eseri çocuklarıma ders niteliğinde okuduğumda, aile okulunun kitapsız halinin farklı bir zamanda bana da uygulandığını keşfedecektim.

Marifetullah’tan Muhabbetullah’a giden yol

Günler ardı sıra geçiyor, aylar, yıllar geride kalıyor. Her yeni bir günde, yerlerden ve göklerden, zerreden kürreye, geniş bir yelpazeden, süzülerek gelen ayetler konuyor önümüze. Ve biz bu ayetleri okumakla mükellef, her bir ayeti, bir hediye paketi açar gibi, açıp açıp okuyoruz, Rabbimizin OKU emrine riayet ederek. Şükürler olsun, sonsuz şükürler olsun ki, nefes alıyoruz, her nefesi alıp vermemizde bir şükür duası gönderiyoruz. Bize hayat veren Rabbimize, verdiği nimetlerden dolayı hamd ediyoruz. Allah'ın yarattığı, akıl ve irade verdiği, OKU ve ANLA dediği, insan olmanın farkındalığını düşündükçe, hamd etmenin ne kadar güzel bir duygu olduğunu daha iyi anlıyoruz. Sadece bu duygu ile yaşamak o kadar çok mutluluk veriyor ki. Marifetullah'tan Muhabbetullah'a bir kapı aralanıyor. Sonsuz sevgilerin, sonsuz muhabbetlerin ahiret yurduna geçişine hazırlık yapılıyor. Kainat’a baktıkça, Allah’ı tanıyor, Allah’ı tanıdıkça daha çok seviyor, Allah’ı sevdikçe daha çok şükür ediyoruz. Celle celaluhu ve celle şanuhu.

İnsan olmanın ayrıcalığı

Dünya hayatı bir çok bölümden oluşuyor. Bu bölümlere bakıldığında, önce 
çocukluk, sonra gençlik, sonra yaşlılık bölümleri bir dizi film gibi akıp gidiyor. Ne var ki, çocuklukta yaşadıklarımız gençliğimizde, gençliğimizde yaşadıklarımız yaşlılığımızda zihnimizde güzel anılar olarak kalıyor. Çocukluğumuzda olduğu gibi, gençliğimizde de keşifler yapıyor, dünya hayatını tanımaya, dünyaya geliş sebebini ve gayesini araştırıyoruz. Doğruları yanlışlardan ayırıp, hayatımıza bir anlam vermek için uğraşıyoruz. Görüyoruz ve anlıyoruz ki, dünya sadece bir geçiş diyarı, bir durak, bir mola yeri. Aslolan Ahiret yurduna hazırlık. Bu hazırlıkları yapmak için çaba gerekiyor, gayret istiyor.

Hep birlikte, Allah’ın yeryüzüne uzatmış olduğu Kur’an ipine ama tümüne sımsıkı sarılın; sakın ondan ayrılmayın! Allah’ın size olan nîmetini hatırlayın: Hani birbirinize düşman idiniz fakat Allah kalplerinizi kaynaştırıp birleştirdi de, O’nun nîmeti sayesinde hepiniz kardeş oldunuz. Ve hani, ateş dolu bir uçurumun tam kenarında idiniz de, Allah sizi oradan kurtardı.

İşte Allah, öğüt alıp doğru yolu bulasınız diye ayetlerini size böyle açıkça bildiriyor.
Fakat düzensiz, başıboş ve dağınık bir toplum bu hedefleri gerçekleştiremez. Öyleyse:

İçinizden, insanlığı hayra çağıran, Kur’an’ın ortaya koyduğu evrensel adâlet ölçüleri çerçevesinde iyiliği emreden ve kötülükleri önlemeye çalışan yönetme ve yönlendirme yetkisine sahip bir topluluk bulunsun. İşte gerçek anlamda mutluluğa ve kurtuluşa erenler, bunlardır.
Eğer bu görevi yerine getirmeyecek olursanız, sizden öncekilerin başına gelen felâketler, sizin de başınıza gelebilir. O hâlde; Sakın ola ki, kendilerine hakîkati tüm berraklığıyla gösteren Tevrat, İncil ve Kur’an gibi apaçık belgeler gelmesine rağmen ayrılığa düşüp dağılanlar gibi olmayın!
(Al-i İmran 103-105)

Birlikten kuvvet doğar, birlikte bereket vardır. İnsanlığın genelde, Müslümanların da özelde topyekun kurtuluşu, sorumluluk sahibi bir topluluk olmalarından geçiyor. İslam, yani yeryüzünde barışı tesis ve temin etme görevi genelde her insana, özelde ise Müslümanlara verilmiştir.

Allah'ın rızasını kazanmak için önce birbirimizi Allah için seveceğiz, ne yapıyor isek, ne söylüyor isek, ALLAH'ın rızasını kazanmak icin yapacağız, söyleyecegiz. Herhangi bir ard niyet olmadan, samimi ve saf duygularla maddi ve manevi tüm bilgilerimizi, birikimlerimizi paylaşacağız. İyilikleri emredeceğiz, kötülükten uzak tutacağız, ancak o zaman gerçek manada iman etmiş olacağız ve imandan elde ettiğimiz lezzeti tadacağız.
Efendimiz (sav) ne de güzel ifade buyurmuşlar

Siz, iman etmedikçe cennete giremezsiniz, birbirinizi sevmedikçe de iman etmiş olamazsınız. Yaptığınız zaman birbirinizi seveceğiniz bir şey söyleyeyim mi? Aranızda selamı yayınız. (Müslim)

10. November 2023

severse böyle sever insan

Seven inancıyla yaşar, inandıklarına bağlı kalır, güvenir, yaratılş gayesini sever
Sevdiklerini ALLAH için sever
Sevdikleri icin çabalar, uğraşır, yorulur, düşer, kalkar
Her türlü fedakarlığı göze alır
Sevgisi kadar büyüktür mücadelesi sevenin
Sevdikleri icin kalkan olur, zırh olur, asla vazgeçmez
Hayata meydan okumaktır sevmek, zorluklara göğüs germektir, baskılara direnmektir
Sevgisi büyüdükce, sabrı da büyür, emek verir, yine sabr eder
Sevgisi büyüdükce mücadelesi de imtihanı da zorlaşır, buna da sabr eder
Tüm zorluklara katlanır, zaman zaman yorulur, ama pes etmez, anlamaya çalışır
Seven sevdiğini yarı yolda bırakmaz, elinden tutar, beraber yürür, düşerse kaldırır
Üzülürse teselli eder, yorulursa, kol kanat gerer, sırtında taşır
Dünyaya geliş sebebidir sevgisine sarılmak, sevgisine sahip çıkmak
Sevgisi icin yaşamak ve sevgisi icin ölmek
ALLAH’a teslim olan, O’nun sevgisine, lutuf ve ikramlarına mazhar olur
O’nu tüm benliğiyle sever, O’na ruhuyla teslim olur
Sevdiklerini de bu ruhla sever, sevdiklerine bu ruhla sarılır, sevdiklerine sevgisini hissettirir.

Kişi sevdiğiyle beraberdir müjdesiyle yürür, hiç durmadan yürür, arkasına bakmadan, engelleri aşar ve menzile ulaşır.

Ümidini yitirmeden hayallerine sarılır, mutlaka o günün geleceğini bilir ve Alemlerin Rabbi olan ALLAH‘ın saltanat merkezine gidip, merhametine ve ihsanlarına kavuşacağı o günü özlemle bekler.

22. September 2022

Kavimler ve Hükümdarlar

Üzücü olaylarla dolu aylar, günler geçirdik, geçiriyoruz. Ihanetin kol gezdiği, terörün zirve yaptığı günlerin ardı arkası kesilmiyor. Nice ocaklara ateş düşüyor Türkiye’de. Asker, polis, sivil demeden saldıran vahşiler, dayandıkları sapık zihniyetlerinin, zalim iktidarların uşakları olmuşlar, şuursuzca, ahlaksızca, gözü dönmüş bir şekilde saldırmaya devam ediyorlar. Insanlık tarihi boyunca sayısız kavimler, hükümdarlar, yeryüzünde fitne ve fesada kalkışmışlar, hükümlerini ve iktidarlarını korumak adına masum insanları her türlü işkence ve katliama tabi tutmuşlar. Tüm alemlerin Rabbi olan ALLAH celle celaluhu, Kuran-i Keriminde, sapıklığa, adaletsizliğe, zulme meydan okurcasına, bütün insanlığı bu konuda uyarıyor. Ad ve Semud kavimleri gibi kavimlerin, Karun, Firavun ve Haman gibi hükümdarların neden helak edildiğini anlatıyor Ankebut Suresinde:

Âd ve Semûd kavimlerini de helâk ettik. Oturdukları yurtlarından, onların başına neler geldiğini anlamışsınızdır. Şeytan, şeytan tıynetli ahlâksız azgınlar, şeytanî güçler onlara yaptıkları işleri süsleyip güzel göstermişti. Onları doğru yoldan, İslâmî hayatı yaşamaktan alıkoymuş, Allah yolunu, Allah yolundaki faaliyetleri engellemişti. Oysa onlar da, hakkı bâtıldan ayırıp görebilecek, anlayabilecek durumdaydılar. (Ankebut Suresi  38. Ayet)

Karun’u, Firavun’u ve Hâmân’ı da helâk ettik. Andolsun Mûsâ onlara apaçık deliller, mucizelerle gelmişti. Onlar ülkede, yeryüzünde büyüklük taslamışlar ve zorbalık ve diktatörlük ederek iktidarda kalmışlardı. Halbuki onlar da azâbımızdan kurtulacak değillerdi. (Ankebut Suresi 39. Ayet)

Onlardan her birini, günahları sebebiyle cezalandırdık. Bir kısmının üzerine görevli, taş savuran rüzgârlar estirdik. Bir kısımın işini şiddetli bir gürleme halinde âni bir darbe bitirdi. Bir kısmını yerin dibine batırdık. Bir kısmını da boğduk. Allah onlara zulmetmiş olmadı. Fakat onlar birbirlerine zulmetmeyi, baskı, zulüm ve işkence ile temel hak ve hürriyetleri, Allah yolunu, Allah yolundaki faaliyetleri engellemeyi, kendilerine yazık etmeyi alışkanlık haline getirmişlerdi. (Ankebut Suresi  40. Ayet)

Bütün bu anlatılanlar tüm insanlığa ibretlik birer ders, özellikle de kavimlere ve hükümdarlara bir uyarı olarak sunuluyor. Yeryüzünü ifsada devam eden zalimler, hainler ve katiller bu uyarıları dikkate almayabilirler, ama Muntakim olan ALLAH celle şanuhu buyuruyor ki:

Sakın Allah’ı, senin davetini engelliyen, sana ve mü’minlere baskı ve işkence yapan, Allah’ın dinine mânî olan zâlimlerin yaptıklarından habersiz sanma. Allah onların cezalarını, korkudan gözlerin belereceği bir güne erteliyor. (Ibrahim Suresi 42. Ayet)

Öyleyse gelin, hep birlikte O’nun ipine sarılalım ki, kurtuluşa erelim. Tek kurtuluş, yerlerin ve göklerin Rabbi, hükmün Sahibi, ALLAH’a teslim olmaktır. Bir Mü’min asla ümitsiz olmaz. Her ne yaşanırsa yaşansın, bu zor günler elbet bitecek, karanlıklardan aydınlığa çıktığımız günler gelecek inşaALLAH. Bunun müjdesini de Mü’min kullarına veriyor Rabbimiz:

Düşmana karşı zaaf göstermeyin, gevşemeyin, mağlup olduk diye mahzun da olmayın. Hâlâ siz yüce, üstün kişilersiniz. Siz samimi mü’minler olduğunuz sürece, sonunda galip geleceksiniz. (Al-i Imran Suresi 139. Ayet)

17. April 2016

Yeryüzünün halifesi İnsan

ALLAH’ın halifesi olarak hizmet etme görevi ve sorumluluğu vardır insanın. Peki bunun farkında mıdır?

İlk insan Hazret-i Adem ile başlayarak insanlık tarihi boyunca bütün insanlığa adaleti ve iyiliği yayma sorumluluğunun farkında olan, imana ermiş, Yaratıcısının iradesine teslim olmuş şuurlu Müslümanlar, yaratılış gayesinin en önemli direklerinden biri olarak yeryüzünü ifsad değil, ihya etme vazifesi ile görevlendirilmiştir.

ALLAH celle celaluhu ve celle şanuhu dünyada Halifelik görevini insana vereceğini şöyle bildiriyor:"Ben yeryüzünde (hükümlerimi yerine getirecek)  ona sahip çıkacak bir halife, bir insan yaratacağım!" (Bakara/30)

Diğer bir Ayet-i Kerime’de Davud Aleyhisselam’a şöyle buyuruyor:"Ey Davud! Seni [bir Peygamber ve böylece] yeryüzündeki halifemiz kıldık: öyleyse insanlar arasında adaletle hükmet, boş arzu ve heveslere uyma." (Sad/26)

Özetle, ALLAH celle celaluhu insanı yarattı, ona halife olarak yeryüzünde bir sorumluluk verdi. Tevhidi, Vahdeti, Adaleti, İyiliği insanlar arasında yaymak ve bununla birlikte yeryüzüne bütün insanlığın muhtac olduğu huzuru ve barışı sağlamak. Peygamberlerin en önemli görevlerinden bir tanesi de  insanlara bunu hatırlatmak olmuştur.

Günümüzde yaşanan terör olaylarının İslam’la ve Müslümanlar’la uzaktan yakından ilgisi yoktur, zira İslam’ın ve Müslümanlar’ın sorumluluk sahibi insanlar olarak görevleri,kötülüğü  yaymak değil, iyiliği emretmekdünya ve ahiretini kaybettirmek değil, en hayrlı olanı kazandırmakbütün insanlığa zulüm etmek değil, insanlığın özlediği adaleti sağlamakbölünüp parçalanarak tefrikaya düşmek değil, bir ve beraber olarak vahdeti hedeflemekyeryüzündeki imkanları talan etmek ve yıkmak değil, imar ve muhafaza etmekkaos üretmek değil huzura vesile olmak.

Rabbimiz Tevhid etrafında Vahdet ile toplanmayı, ve bununla birlikte Rahmetine ve Merhametine ermeyi bizlere nasip eylesin.

Kur'an'ın İzinde: Marifetullah'tan Muhabbetullah'a

  Bölüm 1: İmanın İlk Adımı – Teslimiyet   Hayatımın bir kavşağında durmuş, kendime soruyordum: “Ben kimim, nereden geldim ve nereye gidiyor...